23 Şub 2012

Sürprizlerle dolu Lili!


Bu aralar Lili sürprizler yapmaya sardı. Zamanında yatınca sabahları mutlu uyanıyor genelde. O zaman da giyinince mutfağa gelip gözlerimi kapatarak yatak odasına gitmemi istiyor. Büyük sürpriz ise yapılan yataklar! Kendi yatağı da bizim  yatağımız da düzeltilmiş şekilde hazır. Bu kadar büyüyüp bunları beni mutlu etmek için yapması bana çok özel hissettiriyor. Acaba onu büyütürken yanında olmam mı bu kadar etkili oldu, yani neredeyse ilk defa iyi ki iş bulamamışım diyeceğim.
Bir başka sürpiz ise yazdığı mektuplar. Aslında yazmayı bilenler onlara karalama diyebilir ama Lili onları okuyor bana. Genelde okuldan dönünce yemeğini yediririm ve akşam yemeğini ondan sonra hazırlarım. Ben yemek yaparken de o içeride bana ya resim yapar ya da mektup yazar. Gelip bana okur;
"Sevgili Anneciğim, evde ne kadar sıkıldım bilemezsin. Beni hemen Tete'ye (teyzeme) götür diyorum, Ata'yla Ege'yi özledim diyorum AMA SEEEN ANLAMIYORSUN."  Mektup biter Lili devam eder: " Hep yemek hep yemek, offf sıkıldım bu evde." 

  

Kocaman oldu ama hala çok ilginç fikirleri var. Onlara bakınca hala büyüklere benzemediğini anlıyorum. Büyümek demek istemiyorum çünkü bizim büyümek dediğimiz bir çeşit korkmayı öğrenmek. Oysa çocuklar korkusuzluklarıyla biz büyüklerden daha olgun bence.
Mesela yeni yılda Noel BABA;) Lili'ye akvaryum ve balık getirdi ve Lili pek bir sevindi. " Hooleeey Annee, hayvanları çook severim ben, aslında kaplan ya da köpek istemiştim ama balıkları bile severim!" dedi. Kaplan ve köpeği eşit görmesi de çocukluğun en önemli değerlerinden. Sonuçta bizler sınıflandırmayı da okullarda öğreniyoruz. Matematiği beceremeyenler zayıf öğrenci oluyor mesela hemen. Aslında belki matematiği beceremiyordur ama mükemmel resim yapabiliyordur! Olsun gerçi halk arasında Fen Liselerine gidemeyenler sanat okullarına gider diye yaygın bir fikir var buralarda. Trajik değil mi! İnsanoğlu kendi inandığı tanrısının ona bahşetmiş olduğu yeteneklerden birini hor görüyor. Peki renkler neden var öyleyse! Matematik için mi! Kaplan, köpek ya da insan, bir beden ve bir ruhtan yaratıldılarsa ve her birine hayatta kalabilmek için farklı yetiler verildiyse bu sınıflandırmayı hangi burnu büyük zaat uydurdu? Başarmaktan ve toplum arasında saygı görememekten korkan kişi olmasın sakın.
Korkmamak başarmak için vücudun en önemli değeri, oysa biz okulda çocuklara ilk önce notlarla korkuyu öğretiyoruz. Sonra zaten başarısızlıklar devam ediyor merak etmeyin. Bir kez hissedilen korku virüs gibi vücutta oturup her zayıf anda baş gösterip sizi güçsüzleştiriyor. Siz de git gide toplumun daha aşağılık sınıflarına kayar gibi hissediyorsunuz. Yani sınıflar da devreye giriyor otomatikman.
Ben kızımı okula göndermek istediğimden emin değilim. Eğer göndereceksem hızlıca okullarda çocukların yeteneklerini keşfetmeye yönelik çalışmalar olduğunu görmeliyim. Yoksa o doğal olarak o kadar mükemmel bir varlık ki, okulda saçma sapan değerleri olan, korkak, inek gibi sadece ders çalışıp kendi notlarına göre arkadaşlar seçmeye başlaması bana ağır gelecek biliyorum.
Bu konudaki fikirlerimi çok güzel özetleyen 20'şer dakikalık 2 konuşması var Sir Ken Robinson'un. Ted.com'dan izleyebilirsiniz. 51 dilde çevrilen (alt yazıyı subtitles yazan yerden ekleyebilirsiniz) bu konuşmaları izlerken yemek yemeyin, çok komik yerleri var boğulabilirsiniz. Bu birincisi, bu da ikincisi. Sırayla izlemek bence espirileri daha iyi anlamanızı sağlar ve pek tabi ki konuyu da.

8 yorum :

Tully dedi ki...

Sevgili Suzzy ne kadar güzel yazmışsın yazını henüz çocuk sahibi değilim ama bende aynı senin gibi düşünüyorum. Ben mesela matematiği fiziği hiç sevmedim zayıf değildim ama öyle 5'lik bir öğrenci de değildim. Hep edebiyata,sanata ilgim vardı ama gittim mühendislik okudum. Belki kimse zorlamadı beni ama büyürken hep felancanın çocuğuyla kıyaslandık herkes gibi.. Şimdi mutlu muyum? Yaptığım işi severek yapmıyorum ama çok şükür birçok insana göre aç değilim açıkta değilim. Günümüz şartlarına göre mutluluk sebebi olabilir, hele de senden daha kötü durumda olanları görünce... Neden çalışıyoruz dersek de para için tabii ki ama para kazanırken mutlu da olmak iseterdim:( Çok uzattım galiba:)

Neyse bu arada kızın çok tatlı ben hala çocuk sahibi olmaktan korksamda karşıdan bakınca çok şeker şey onlar:)

Ecehan dedi ki...

Sevgili Suzzy,
Yazınızı okurken eğer izlemediyseniz diye; önermek istedim.http://turkkadinlari.blogspot.com/2012/01/her-anne-baba-mutlaka-seyretmeli.html
Anlattıklarınızın film haline gelmişi sanki.
O kadar haklısınız ki!

suzy dedi ki...

Tully: Sistem bizi harcadı ya sıra çocuklarımızı yutmaya gelmeden konuşup bu konuyu uzatsak iyi olur uzat uzat Tully'm. Şimdilerde belki hazır hissetmiyorsun ve bilmem çocuk için bir kadın kendini ne zaman hisseder ama o gelmeye karar verdiğinde nereye gelecek bir baksana... Bu konuyu don lastiğine bile döndürebilirim bu aralar kafam çok tatıldı

Ecehan: Bu konuyu ilk fark eden değilim biliyorum ve her insan bu konunun farklı bir örneklemesi bence. Çünkü hepimiz bu sistem tarafıldan yutulduk. Lili'yi hiç yediresim yok bu eğitim canavarına. Keşke çok param olsa da özel derslerle dışardan okutsam ya da bütün okul hayatını denetlemem gerekecek onu yarışmacı öğretmenlere mi teslim edeceğim? Korkunç! Şu senin filmi de izleyesim var ama umarım çok duygusal değildir ben çok çabuk çökerim psikolojikman da:(

Handan Budak YİĞİT dedi ki...

Sevgili Suzy, henüz çocuk sahi değilim, çok güzel yazmışsın, çok yerinde tespitler, bu konu üzerinde ne kadar konuşulsa azdır. Çocuk sahibi olmasam da miniklerin hepsi bizim de evlatlarımız gibi, bizler belli şeyler yaşadık ama evlatlarımız da mı bunları yaşayacak?? İşte bu konu beni de çok düşündürüyor!...
Etiketlendik, daha iyi dendi, daha kötü dendi ... ve şimdi sıra evlatlara gelince insan kabullenmek istemiyor değil mi?

suzy dedi ki...

Handan Budak YİĞİT: yok bir türlü aklım almıyor. Bu hazır olanı bozmak gibi bu eğitim sistemi.

cocobloggers dedi ki...

cute!!!lovely color!!!

a kiss from the
cocobloggers

Emre Bora Bebek dedi ki...

Çok ama çok tatlı olmuş Lilicik, ne çabuk büyüyürlar...Hamarat olacak bu şeker belli :) Sanki daha önce görmüşüm gibi (blogundan takip ediyorum ya uzun zamandır...) Özlüyorum Liliciği :)

Sevgiler

Emre Bora'nın annesi Derya

AndréiaFSalim dedi ki...

Your blog is always so wonderful !!!:))
I loved this post !!!;)

A great weekend!