13 Ağu 2015

Achilleion Sarayı - Corfu ve Prenses Sisi



İşte, adaya ilk ayak bastığımızda uğramak istediğim yere adadan ayrıldığımız gün gidebilme fırsatı buldum en sonunda ve saray bizi tepede,
kuğu gibi beyaz güzelliği ile bekliyor!

 Achilleion Sarayı ve sahibi Prenses Sisi (Elizabeth) hakkında bir post sizi bekliyor. Ancak dikkat yine bol fotoğraflı yazı!


Sarayın bahçe kapısında biletlerimizi aldık ve bahçe kapısından teker teker girerken yüksekçe bir sesle biri bağırdı "CHEESE". Birden başımı kaldırınca biri fotoğrafımı çekti ve sonra aynısını Lili ve eşim de yaşadı. Kenarlarda asılı kartpostallara gözümüz ilişti. Her ziyaretçiyi bu şekilde fotoğraflıyorlar. Eşimle aklımızda Türkiye'deki düğünler geldi. Güldük:) ve sonra işte bu bahçe...


Uzunca bir süre bahçeyi bırakamadım. Bu minik balıkçı heykeline resmen aşık oldum. Olağanüstü güzel diye düşünürken aklıma sarayın en ünlü sahibi Prenses Sisi geldi.
(Prenses Sisi'nin mermer heykeli)

Sisi (Elizabeth), Macar Prensesi iken harika ve özgür bir çocukluk geçirir (ata biner, kırlarda koşar) ancak 16 yaşında iken Avusturya Prensi Frans Joseph I ile evlendirilir. Kayınvalidesi minik gelinini hanedan kurallarına uyacak şekilde davranmak zorunda bıraktığı için Sisi hasta olur ve öksürük krizlerine çare olarak Corfu'daki bu malikaneyi saray olarak kullanmayı seçer ve Corfu'da ilgi gören bir prenses olur. Ancak ilk hamileliğini çok küçük yaşta yaşadığı için hamile olduğunu bile anlayamaz ve kayınvalidesi ilk doğan iki kız bebeğini ondan beceriksiz olduğunu düşündüğü için alır ve erkek bebek konusunda kendisine baskı uygulamaktadır.


Sisi erkek bebeğe sahip olur ama küçük kızını 2 yaşında hastalıktan kaybeder. Ondan sonra Sisi üzüntüden iyice değişmeye başlar. Yine ülkesine yardım kurumları kurar ve politik olarak çok destekte bulunur ancak mutsuzdur ve bir gün masasında hizmetkarları bir mektup bulur...


İşte arkada gördüğünüz masa Sisi'nin sarayında yazı yazdığı çalışma masalarından biri sadece. Belki de o mektubu orada yazmıştır kim bilir. Mektupta ne mi yazıyormuş? Özetle çevirmek gerekiyorsa "İşte bir erkek çocuğu doğurmuyorsan kraliyet için bir hiçsinir..." gibi bişeyler. Üzücü ve düşündürücü. Prenses bile olsan kadınsan işin zormuş o zamanlar belli ki. Oysa böyle bir sarayda ne güzel zamanlar geçmiştir diye düşünüyordum ama beyaz saray bile bazen mutlu etmeyebiliyor insanı eğer kendini güçsüz hissediyorsa demek ki.


Sarayın tavanındaki resimlerden anlayacağınız gibi sanat dolu bir ortamı var. Merdivenlerin ihtişamı ve merdiven duvarındaki boydan boya tablodaki atların renkleri adeta canlı gibiydi. Minik bir camekanda da Sisi'nin kolye ve aksesuarlarından bir kaç minik parça sergilenmişti. Süslü imiş Sisi. Özellikle tek oğlu, genç yaşlarında sevgilisi ile birlikte bir suikaste kurban gidip öldürülünce Sisi artık kendini sadece güzelliğe vermiş. Saçlarını hiç kestirmemiş ve sabahları kuaförü 3 - 4 saatte saçlarını tarar topuzunu yaparmış. Sık sık Sisi saçlarının boynunu ağrıttığını söylese de kestirmezmiş. Sonrasında elbiseler, doğal cilt bakımları, takılar, sporla kilosunu 50kg'da sabit tutmalar, ki boyu 1.72 cm imiş güzelliğini siz tahmin edin. (Ya da burada görebilirsiniz kendisini olağanüstü güzel gerçekten. ) Bir de uzun Dünya gezileri yaparmış ki saraydan hiç kimse ona eşlik etmezmiş bu gezilerinde zaten yalnız olduğu için belki de, bir gün Cenova'da o da sessizce öldürülmüş.


Sisi sarayın bahçesinin doğallığını seviyormuş. Buradaki düzenli arka bahçeyi yaratan Sisi'den sonra sarayı sahiplenen Alman Kralı II. Wilhelm olmuş. Kral burayı yazlık sarayı olarak kullanmış ve Avrupa'nın politikalarının konuşulduğu önemli bir merkez olmuş sessizce.


Arka bahçenin düzeni, ve arkadaki Corfu manzarası mükemmel ama artık geri dönüş feribotunun saati yaklaşıyor ve son kez dönüp gözlerimi o güzelliklerle doldurmak istiyorum. Yetmiyor...
Kapıdan çıkmadan önce duvarlara dokunarak pozlar veriyorum ve hücrelerime bu güzelliği kazıyıp bu güzel hissi ezberletmek istiyorum. Çıkış kapısına geldiğimizde çekilen fotoğraflarımızı kartpostal olmuş şekilde buluyoruz. Tanesini 2€'ya veriyorlar. Eşim 5€ veriyor ve hepsini istiyor, bizde pazarlık farzdan ama Yunanlı'nın hiç hoşuna gitmiyor ve bir şeyler sayıklıyor ".... ..... ..... PAZARLIK" diyor
Eşime gülüyorum ve diyorum ki "pazarlık" kelimesi dünyanın her yerinde "pazarlık" çünkü Türk'ler yaratmış pazarlığı ve başka bir dilde karşılığı yok çünkü başkaları yapamıyor;) Eşim de gülüyor.


Geri dönüş yolunda Lefkimmi feribotuna daha 1 saat olduğunu anlayınca hemen kendimizi en yakın plaja attık. Hayatımda bu kadar sığ bir deniz görmedim. Eşime Lili ile beni fotoğraf çekmesini söyledim ama malesef denizin belimize geldiği yerde artık objektifte gözükmüyorduk. Bu nedele orayı minik bebekli ailelere önerebilirim. Deniz sığ olduğu için öyle sıcacık ki, bebeğiniz bayılacak:) Bir de denizin temiz oluşu... Ne anlatsam herşey güzeldi Corfu'da. Dileyen herkesin görmesini ben de dilerim. Güzel bir tatil oldu ve Dünya'da yaşamak rüya ise eğer ben en güzel rüyalarımdan birini görmüş gibiyim. Şükürler olsun...
Daha nice rüyalara hep birlikte. XXX

3 yorum :

Little Fabien dedi ki...

çok çok keyifli bir yazı olmuş, ışınlanmak istedim, hatta gittim , ordayım ben şu an:) sevgilerrr!

Harika oldu dedi ki...

Sayenizde birgün yurt dışına çıkma şansı elde edersem nereye gitmek isteyeceğimi biliyorum. Çok güzel gezmişsiniz çok kıskandım.

Suzy dedi ki...

Little Fabien: Dilerim ışınlanmanız gerçek olur gelecek yaz;)

türkan engin: Elbette edersiniz isterseniz oluyormuş artık ben de anladım. Çok teşekkür ederim ve aynı zamanda bütün bu güzellikleri görmek isteyen herkesin de görebilmesini diliyorum.