life coach etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
life coach etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haz 2016

Enerji Oyunları - Eleştiri

 Video açılmıyorsa burayı tıklayın: https://youtu.be/wyTVeL6oIUQ

Bu hafta liseli bir izleyicime cevap vermeye kalkıştım ve buyurun başımdan geçenler.
Aslında niyetim, üniversite sınavına girme arifesinde olan çok genç bir izleyicimin annesinin eleştirilerine duyduğu derin üzüntüyü aşabilmesi için bir kaç taktik vermekken odak noktam eleştirilmek oluverdi birden. Tabi, odaklanmanın gücü isimli videomu izlediyseniz tahmin edersiniz ki odaklandığım şeyi yani eleştiri konusunu hayatımda büyütmeye başladım. Eleştiriler çok sert başladı ancak çok ilginç bir şey oldu, ki bu ilk defa da olmuyor! Daha önce de oldu diyorum yani. Videolarımın altına bırakılan hakaret içeren bir takım eleştiriler, aslında yorumları kontrol etmememe rağmen yorumların yanına yansımadı. Belki de yazanlar siliyordur yorumları yazınca, bilemem. Youtube'ta o kadar acemiyim ki gerçekten ne olduğunu anlayamıyorum. O yorumları sadece son zamanlarda gelen yorumlar sekmesinde buluyorum ancak cevap vermek üzere yoruma tıkladığımda videonun altında bulunmaları gerekiyorken yoklar. İşte buna diyorum ilk defa olmuyor bu. Daha önce de hakaret içerikli yorumlar panoya yansımadı yine oluyor. Neye inanıyorum biliyor musunuz? Kötü niyetlilerden beni bir şeylerin koruduğuna, mucizelere inanıyorum. İyi ki inanıyorum... İyi ki yansımıyorlar. Yoksa insan o kadar ağır eleştirilince sanırım kabalaşır, bu da dualiteye uymak, onun bir parçası olmak demek olur. Dualite ile ilgili videomu izlemediyseniz buradan ulaşabilirsiniz.
Haftanın devamında yine bir takım eleştiriler aldım ancak cevaplama zamanı bulup da fikirlerimi detaylıca paylaştığımda bu defa da kişinin eleştiri amacı gütmediğini, sadece kendini yanlış ifade ettiğini anlamış oldum. Yani bazen durum sizin eleştiriliyor olduğunuz değildir, bazen sizi eleştiriyor gibi görünen kişi aslında yeterli düzeyde kendini ifade edemediğinden, hassasiyet ve empati düzeylerimiz farklı olduğundan yanlış anlamalar da ortaya çıkabiliyor.
Eleştiriyi silah olarak kullananları da görüyorum. Şöyle ki, bir ortamda otorite kurabilmek adına önüne geleni horlayıp, aşağlayıp, eleştirerek kendi iktidarını ve otoritesini kabul ettirmeye çalışanlar da az değil. Öyle ki siz ona yaklaştığınız anda sizi eleştiri bombardımanın tutup siz ağzınızı açana kadar çoktan sizi haksız ve yetersiz görünen bir hale getirebiliyor bu tipler. Çevrenizde böyle biri varsa davranış modelini incelemeli ve iletişimde AYNALAMA dediğimiz teknikle cevap vermelisiniz. Yani onu ona yaşatın ki size ne yaptığını anlasın, davranışlarını kopyalayıp ona karşı kullanın yapabildiğiniz kadar. Muhtemelen en sevmediği karakter kendi karakteri gibi olanlardır. Eğer ona onu gösterirseniz öncelikle şaşıracak ve çok kızacaktır. Hala sizden açıklama bekliyorsa plan B'ye geçin. Ona ne yaptığınızı anlatın. Şöyle diyebilirsiniz:  "Şaşırdın mı yoksa? İşte sen bana böyle davranıyorsun!" deyip yüzündeki ifadenin tadını çıkarın. Belki de hala konuşmaya çalışacaktır. O zaman o kişi avuçlarınızdadır artık. Konuşmaya devam edin ve anlatımınızı tamamlayın. O ortamdaki herkesin bu tavırlarından bıkmış olduğunu ve insanları yıldırdığını bilmesinin zamanı gelmiştir.
Herkes, gelişmek ve değişmek isterse bir ikinci hakkı daha hak ediyor. Affedin ve istemişlerse onlara o hakkı verin...
Keyifli değişimler;)

10 Haz 2016

Enerji Oyunları - Meditasyon



Video açılmıyorsa buraya tıklayın: https://youtu.be/nHJ6mMxQegU

Meditasyon yapmaktan ne anladığımı anlattım bu videoda. İlk başlarda çok anlamsız bulduğum ve boş boş oturmak gibi gelen bu eylemle bir süre sonra bedenimi ve hislerimi tanımaya başlamıştım. Tıpkı videonun başındaki gibi oturarak meditasyon yapmak çok işe yarıyor ama her zaman böyle yaptığımı söyleyemeyeceğim. Bazen uzanıyorum ve sadece hayal kuruyorum. Bazen yürüyüş yaparken derin derin nefesler alarak içimdeki acelecilik hissini uzaklara gönderdiğimi hayal ediyorum. Niyet hep önemlidir diyorum ama burada o yürüyüşü yaparken net bir şekilde niyetimi belli etmiyorum yani net kelimelerle ne yapacağımı tanımlamıyorum sadece şöyle bir yürüyüp kafa dağıtmak yani odak noktamı negatiften pozitife çevirmek oluyor çoğu zaman. Ancak bu bile kendi başına bir programlama. Yani aslında kendi kendinizi programlamanız o kadar da zor bir şey değil bunu vurgulamaya çalışıyorum. Çoğunuz videoları izleyince ya da yazıları okuyunca "Zaten doğru yapıyormuşum!" diyor. Aslında evet, çoğu zaman içimizden geleni yaptığımızda doğruyu yapmış oluyoruz. Sorun o içimizden geleni yapmadığımızda oluşmaya başlıyor ya da içimizdeki sesleri karıştırdığımızda oluyor, egonun ve ruhun seslerini... Meditasyon bu iki sesi çok iyi tanımaya da yarıyor.
Meditasyon yapmak istemediğimde dikiş de dikiyorum bildiğiniz gibi. Yıllardır bu bloğu yazıyorum ve dikiş merakım sayesinde belki de çok zor zamanların üstesinden zevkle geldim. Herkesin kendini kaptırdığı bir hobisi olması gerektiğini sürekli vurguluyorum zaten ama konu meditasyon olunca bir kez daha yinelemekte fayda var. Hobi dediğiniz o iş aslında sizi hayata bağlayan, yeteneklerinizi materyal boyuta aktarmanıza yardımcı olan bir iş. Yetenekler ruhun dünyadaki yaşam görevine ulaşmak için seçmiş olduğu özel yöntemlerdir. Bu nedenle yetenekleri yolunda ilerleyenler belki zengin değil ama bereketli ve huzurlu bir hayata sahip olurlar. Sahip olmuyorlarsa işte orada yine blokajlar var demektir zaten. Çünkü bir kez yaşam görevinizin izlerini yakaladığınızda eşzamanlamaların, mucizelerin, hayallerinize hızlıca ulaşmaya başlamanın coşkusu sarar hayatınızı. Bu da meditasyonla bulunabiliyor pek tabi.
Hangi meditayon tekniği bana daha uygun diye soranlara da buradan cevap vereyim:
Sizin için en doğru olanı ancak siz bilebilirsiniz. Yapmanız gereken biraz da denemektir. Yani öyle ön yargılı yaklaşmaktansa biraz zaman ayırıp kendinizi keşfetmenin başka başka pencerelerini bulabilirsiniz. Kendiniz hakkında keşfettikleriniz inanın sizi hem çok şaşırtacak hem de çok heyecanlandıracak. En azından bende durum böyle olmuştu. Belki de kendimi farklı bir açıdan analiz etmekti beni heyecanlandıran... Zihnim beni hep mutsuz ve kötümser biri olarak tanıyordu. Oysa meditasyonlarla mutluluğu içimde kendiliğimden aktif etmeyi ve onu istediğim kadar benimle tutabilmeyi öğrendim. En güzeli de öfke ya da nefret gibi hisler varken bile sadece onları bırakmak istiyorum dediğimde iki dakika içinde bedenimden süzülüp gitmelerine şahit olmaktı. Genelde günlerce üzülürdüm haksızlığa uğrayınca. Meditasyonlar yapa yapa çok daha hızlı ve doğru kararlar alabilmeyi öğrendim. Haksızlıkları avantaj olarak görebilmeyi ve onların sonucunda hayatımı mucizevi bir şekilde dönüştürmeyi öğrendim. Çünkü bu hayat benimdi ve onunla oynamak da benim hakkımdı. Sadece istedim, denedim ve başardım. Başardıkça inancım güçlendi ve daha da fazlasını istemeye başladım. Oyun gibi... Sonra da daha fazlası geldi ama asla bir sonraki adım için programsız kalmadım. Çünkü gideceğim son noktayı bile programlamıştım. Sırası ile adım adım her planım çalışmakta ve yaşam artık istediğim gibi şekillenmekte. Çünkü coşku ile onun kontrolünü kendi ellerime aldım ve böyle sorumlulukların hepsini almak da hiç kötü değilmiş.
Bunların hepsini meditasyonlarla anladım. Anlamadığım yerlerde okudum. Okuduklarımı anlamayınca yine meditasyon yaptım. Gözlerim açıkken okuyarak, kapalıyken de meditasyonlarla öğreniyorum yetmiyor uyurken de öğreniyorum. Uyanış uzun bir süreç ve bir yerden başlamak gerekli. Siz hala denemediyseniz bence ufak ufak kendinize iyi bakmaya yani meditasyon yapmaya başlayın. Bence meditasyon kendine iyi bakmaktır.

3 Haz 2016

Enerji Oyunları - Kalbini Dinlemek

Video açılmıyorsa burayı tıkla: https://youtu.be/WkN-v7x3PoU

"Kalbini dinle, sana asla yalan söylemez!"
Çok sık duyduğumuz bu sözün somut olma olasılığını araştırdım geçen yıl. Bulduğum tek şey hislerimle konuştuğu oldu. Şimdilerde ise sık sık tekrar eden minik fısıltılar halinde konuşuyor bana kalbim. Biliyorum beni asla üzmeyeceğini. Attığım her adımda sadece onu kılavuz biliyorum. Egom korktukça daha da çok kalbimin isteklerinin peşine düşüyorum. Daha da çok sahipleniyorum o minik fısıltıları ve her minik fısıltı hayatıma minik bir mucize getiriyor. Artık hayatımda mucizeler olmayınca garip geliyor diyebilirim. Yani planlarım alt üst olacakken bile sadece kalbimin sesini dinliyorum ve rahatla ilerliyorum. Sonra bir bakıyorum ki ilahi planlama benim için her şeyi düşünmüş. Ben yine, millet güneş altında ter dökerken gölgede dondurmamı yudumlayan ballı velet oluyorum. Anlatabiliyor muyum ne denli keyifli oluyor kalbini dinlemeye başlayınca... Minicik anlar bile kocaman keyiflere dönüşebiliyor. 
Geçen hafta sonunda, gelen onca mail arasında boğulmuşken haftalık randevularımı planlamaya çalışıyordum theta healing seansları için. İçimden bir ses: "Salı ve çarşambayı boş bırak, boş bırak önemli işler var, önemli biri var boş bırak!" diye tekrarlayıp duruyordu. Onca iş arasında, üstelik çalışmaya en müsait olduğum günleri neden boş bırakayım ki diye düşünürken bir türlü randevuları o günlere veremedim gitti. Bir kişi salı günü aldığı randevuyu sabah saatlerinde almayı da tercih edince birden içim rahatladı. Hala neler olup bittiğini bilmiyordum ama salı sabahı Lili'nin sınıf annelerinin toplantısı çıktı okulda ve gitmek zorunda kaldım. Çarşamba içinse pek sevdiğim ve yardım etmeden bırakamayacağım bir arkadaşım aradı ve o aradığında da randevu talebinde bulununca birden içimden coşkulu bir akış başladı. Yani kalbim çarşamba günü için izin vermişti. O akış sanki bir tür çağlayan gibi. Kalbim sadece hislerle değil artık, fısıltılarla ve coşkularla konuşuyor bende. Ne de geç öğrendim onu dinlemeyi. 
Oysa üniversitede bana öğretilen mutlaka zekamla kararlar almam gerektiği idi! Şimdi okulda bana öğretilen bir çok kuralı silip atıyorum çöpe. Kalbimin sevmediği hiç bir kuralı tanımıyorum. Böylesi daha iyi. Bu şekilde hayat bir çağlayana dönüştü artık. Meğer böyle yaşamak ne zengin hissettiriyormuş. 
Videoda da dediğim gibi: Hayatınızın kaptanı bilinç altınız ve asistanı zihniniz olmasın, tam da o zaman hayat dolaşmış bir yumağa dönüşüyor. Kaptan kalbiniz olsun ve açtığı yolda nasıl ilerleyeceğinizi bırakın zihniniz bulsun. Çünkü kalbiniz doğruca beyninize mesaj verir ve kalpten zihne tıpkı beynin içinde olan nöronlar gibi binlerce nöron vardır. Kalbinizin manyetik alanı beyninizin manyetik alanından neredeyse 5000 kat daha fazla ise onun bildiklerine güvenin diyorum. O sizin için gözlerinizin görebildiğinden çok daha fazlasını görebiliyor ve beyninizin algılayabildiğinden çok daha fazlasını algılıyor. O kısık sese, minik fısıltılara güvenin!

Ekleme not: Videomda bahsettiğim nefes tekniğinin videosu burada, merak edenler deneyebilir. Bakalım siz de sorularınıza cevaplar alabilecek misiniz... ( https://www.youtube.com/watch?v=YEb-aHNxG3o&list=WL&index=29 )

13 May 2016

Enerji Oyunları - Aynalama Tekniği


video açılmıyorsa link burada: https://www.youtube.com/watch?v=KNoS-tEIqNE

Videoda anlatılan aynalama tekniği iletişim metodu olarak öğretilen aynalama tekniği değildir. Bilinç altı blokajlarımı bulmaya çalışırken, bu arayış sürecini hızlandırmak için bulduğum bir tekniktir. Her ruh halinizde sizi engellemek için farklı engeller öne süren bilinç altınızı yakalamanız için önerdiğim bu teknikle her an her yerde size dair bir şeyler keşfedebilirsiniz. Ancak bazen bulduklarınız blokajlarınız değil sizin yanlış dış görünüş unsurlarınız olabiliyor. Olsun bu bile kar. İnsanların durup dururken sizin hakkınızda yanlış fikirlere kapılmasından iyidir. Tabi neden bahsettiğimi anlamak için önce videonun izlenmesi gerekiyor. İzlediyseniz kibir ve kaş muhabbetinden bahsediyorum evet:) Bazen aradığını bulamazsın dostum ama sana dair bir eksiği bulursun, o da kar.
Şimdi ise tekniği nasıl keşfettiğimi bulalım. Dedim ki, eğer çevrem çekim yasası ile kendime çektiklerimden ibaretse, bana beni en iyi çevrem aynalar! Aynalama tanımı da oradan çıktı. Sanki herkes, her şey, her durum beni bana anlatır varsayarak duyduklarım, anladıklarım ve hissettiklerimin üzerine gidiyorum bu teknikte. Bazen eleştiriler alıyorum, inceliyorum, hesaplaşıyorum, düzeltiyorum ve devam ediyorum. Bazense çok şey duyup sadece kötü hissediyorum. Neresinden tutarsanız tutun, değişmek isterseniz her başlangıç noktası mübah. Çünkü bilinç altı tek bir çizgi şeklinde değildir. Bir çeşit ağ gibidir ya da bir mandala da düşünebilirsiniz. Bu mandalanın bir tek motifini değiştirirseniz artık o mandala kendisi değildir. Artık ya eski deseni geri koyarsınız ya da tüm mandalayı yeni desene göre değiştirirsiniz. Seçim yine sizin. Yani kişisel değişimde bir tek adımla iş bitmiyor aksine sabır isteyen, tekrar isteyen bir süreç. Çünkü bilinç altı tekrarlarla yeni inanç ve hisleri sabitler ve oturtur.
Videoda anlattığım gibi ilk önce sözel ifadeler üzerinde çalışıp sonra işi hislerime getiriyorum. Belirli koşullarda ya da belirli toplumlarla birlikte iken hislerimi inceliyorum. Örneğin sahneye çıkmaktan korkar mısınız ya da rahatsız olur musunuz sahnede bulunmaktan? Ya o korku / rahatsızlık olmasa nasıl biri olurdunuz? Belki de başarılı olduğunuzda sahneye çıkmanız gerekecek diye bilinç altınız sizin başarılı olmanızı engelliyor olabilir mi? Yok artık demeyin, benim blokajlarımdan biri ile örnekliyorum yine. Çok uzaktan değil örneklerim, içimden içimden:)
Belki istediğiniz üniversite / iş yeri için yetersiz hissediyorsunuzdur. Sorun bakalım bilinç altınıza o üniversitede okuyanların kankası mıymış, nereden biliyormuş onların sizden zeki olduğunu ya da çalışkan olduğunu. Ha çalışkan değilseniz o başka ama yine de değişebilecek bir etken değil mi? Çalışmak sadece bir kararla değişir, oturur çalışırsın ve iş biter ama buna rağmen içinizdeki ses sizi ezmeye çalışıyorsa orada genel bir blokaj vardır görmelisiniz.
Bütün bu teknik aslında kendine karşı çok dürüst olmayı gerektiriyor. Aslında kişisel gelişimin tümünün temelinde kendine dürüst olmak var. Yani sizi her üzmek isteyenin eleştirisini dinleyip kendinizi üzün demiyorum aksine duyun, kale alın ama kendinizi suçlamadan objektif olmaya çalışarak. Çünkü belki de sizi yanlış anlamış ya da önyargılarıyla tartmış olabilirler. ne çok fazla kale alın ne de umursamaz olun. Tartın ve değiştirin, tartın ve işe yaramıyorsa gönderin bu kadar basit. Üzerinde gece gündüz durup vakit harcamaya gerek yok. Tıpkı sınav gibi. Fazla zamanımız yok ki zor soruda takılıp kalalım. Sonrakine geçin gitsin. Bir gün elbet o zor soruyla yeniden yüzleşeceksiniz ve belki o gün cevabı biliyor olacaksınız...
Keyifli değişimler!

14 Nis 2016

Enerji Oyunları - Yükseliş


Video açılmazsa tıklayın: https://youtu.be/Dod0UnYC0qM
Bir fizikçi olan Winfried Otto Schumann, dünya frekansını 7.83hz olarak tanımlamış. Dünya frekansının düştüğü haberini ise geçen sene annemlere bi kahve içmek için uğradığımda, açık TRT kanallarından birinde haberlerde duymuştum. Dünyanın frekansı düşünce ne olur bilmiyorum ama bu hafta "Yükseliş'ten" bahsediyorum videomda.
Aslında geçen hafta anlatmalıydım ama bir türlü netleştiremedim, yükselen frekans hangisi? Eğer Dünya'nın frekansı düşüyorsa kiminki yükseliyor bir türlü anlamadım ve yine sordum yüksek bilince. Soru sorunca cevap bekler öğrenci... ve cevap bazen sonradan gelir. Bir hafta boyunca öyle insanlarla tanıştım ki gerçekten mucizelerin içinde yaşamak gibiydi. Tanıştığım herkes bir mucizeydi adeta. Hepsi özel yeteneklerini keşfetmeye başlamış insanlar. Kimisi yaratım gücünün yüksek olduğunu biliyor, kimisi insanların ışığını görüyor, kimisi şifalandırmak için gelmiş dünyaya, kimisi yardım etmek için... Herkes bir harikaydı. Neyin yükseldiğini anladım sonunda. Yükselen İNSANLIK'tı.
Etraf savaş içinde olsa da İNSAN bir şeylere uyanıyordu. İnsanlar artık birbirine değer vermenin, birbirine önem vermenin ne kadar önemli olduğunu biliyordu. İnsanlar artık kendi ışıklarını toplum baskılarıyla kapatmaktan bıkmıştı ve sadece kendileri olmak için adımlar atıyorlardı. Kendilerinin bütün mistik özelliklerine sahip çıkıyorlardı. Bu hafta çok öğreticiydi benim için ve sıra anlatmaya gelmişti.
Videomu çektikten sonra yazımı yazmaya oturdum. Videoda anlatırken hatırlayamadığım frekansı araştırırken fizikçi Schumann'ın adı ile karşılaşınca neyi hatırladım biliyor musunuz? Bazı rüyalarımı hatırladım. Belki hatırlarsınız instagram hesabım @Lilibebek 'te paylaşmıştım: "Rüyamda ne zaman uzayı görsem hep Schumann çalıyor...vs" diye yazmıştım. İnanamıyorum! Meğer dünyanın titreşim frekansını bulan kişinin ismi de Schumann. Bu iki Schumann farklı kişiler olabilir, benim için ilginç olan rüyalarımın benim dikkatimi bildiğim konularla gerçeğe çekmeye çalışıyor olması. Çünkü piyanist Schumann'ın kitabını 6 yaşımdan beri çalıyorum. Rüyalarım uzay diyor, evren diyor, frekans diyor. Her frekans bir ses diyor. Her gezegenin bir sesi var diyor. Kozmosun bir orkestrası var ve bütün bu gerçeğe entone ol diyor.
Ya da kısaca yine; TESADÜF YOKTUR! diyelim biz buna.

Yükseliş'ten ne çıkarımız olur diye düşünenlere cevap vereyim hemen. Videoda da paylaştığım gibi öncelikle yaratım hızımız artar. Yani artık git gide daha da hızlı hayal ettiklerimiz olmaya başlar. Bu bir yandan iyi ama bir yandan da dikkat edilmesi gereken bir durum. Eğer kötü düşünürseniz de çok daha çabuk kendinize negatif durumları çekeceksiniz. Dolayısı ile elinizdeki gücün kontrolünü ele alma zamanı. Doyasıya yaratım oyunları oynayın. Güzel şeyler hayal edin, hep bir şeyler isteyin ve yaratın. Size sürekli alışveriş sebepleri üretin demiyorum. Bazen "bir şey iste!" deyince hep materyal talepler anlaşılıyor ve bazıları "İstemem, her şeyim var!" diyebiliyor. O zaman maddi -  materyalist taleplerin dışına taşın. Hatta yardım edeceğiniz insanları talep edin, madem her şeyiniz var. Onlara bir yardım eli uzatın. Siz dilerseniz size yardım eden de, yardım isteyen de ayağınıza gelir. Enerjiler artık hızlı yaratımı gerçekleştiriyor. Kim bilir belki çoktan fark etmişsinizdir...

25 Mar 2016

Enerji Oyunları - Odaklanmanın Gücü


Video açılmıyorsa buraya tıklayın: https://youtu.be/fsiBKWquA7s
Fazla kilolarından şikayetçi olanları alayım buraya bu hafta. Kilolarla ilgili blokajların yavaş yavaş bilinç altınızı nasıl ele geçirdiğini bilmek ister misiniz? Yaptığınız onca bikini diyetlerinin sonunda kış gelince aynı kiloları geri mi alıyorsunuz? Cevap veriyorum diyete odaklanırsanız daha çok kilo alırsınız:) Hobaaaaa... E canım aslında odak noktanız diyet mi bakın bakalım! Her gün aynada neye bakıyorsunuz? Efendim? Kilolarınıza mııı? Hm! Sizce kilolalırınıza bakarsanız neyi büyütmüş olursunuz? Cevap bile vermiyorum.
Bir de çekim yasası ters çalışıyor diyenler var. Mesela neyin olmasını istemiyorsan hayat sana onu verirmiş. Madalyonun tersi gibiymiş bu yasa. Yok efendim, çekim yasasının kontrast etkisiymiş. Yok mu arttıran...
Brak yaaa, mistik kelimelerle çok mu havalı oluyorsun? Madalyonlar, kontrastlar whooo hooo... Sen, kendi bedenini her aynanın karşısına geçtiğinde çirkin deyip küçümse, kilolu deyip hor gör, sonra da bekle bakalım güzelleşsin. Güzelleşmez! Hücrelerinin bir bilinçi olduğu gerçeğini kabul etmelisin. Bedeninin seni hissettiğini bilmelisin.
Acılar içinde kıvranıp yarın kalkınca mutlu çocuğu oynarsan buna hücrelerin bil bakalım neresi ile gülecek. Önce durumunu olduğu gibi kabul edeceksin. Sonrasında kendini değişmeye hazır hissettiğinde karşına doğru öğretmen çıkacak. Artık bu bir fitness antrenörü mü olur, diyetisyen mi olur, psikolog mu olur, yogi mi , kişisel gelişim uzmanı mı... Bilmiyorum. Sadece sen kendine en uygun yöntemi dile - olsun. Çekim yasası bununla ilgilenir.
Kendine değer vermeyi sana öğretecek kişiyi dile; O gelsin! Ancak bil ki çaresiz, uçurumun kenarında, bitik filan değilsin. Senin, çok derinlerde çok yakın bir dostun var sana el uzatmayı bekleyen. Onu fark etmeye odaklan. Otur ve gözlerini kapatıp, aynanın karşısında, derin nefesler al, o kişinin gelmesini bekle... Dinginleşince uyan, gözlerini açtığında o kişi aynanın karşısında olacak;) Söz!