Epsilon (Meta olarak isimlendiren kaynaklar da var): 0,1 - 0,5
1. Çok derin meditatif durum olduğu düşünülmekte
2. Astral seyahat deneyimleri, ruhsal seyahatlerin olduğu hal diye tanımlanır ancak net bilgi yoktur. Not: Konu ile ilgili kaynaklar kısıtlıdır ve bilimsel olmaktan uzaklar.
Delta: 0,5 - 3 Hz
1. Uyku
2. Uykuda hipnoz
3. Anne karnı ve çocukluk döneminde bulunduğumuz frekans
Theta: 4 - 8 Hz
1. Uyku öncesi beyindeki düşüncelerin çok yavaşladığı ve bittiği frekans
2. Fiziksel acı daha az hissedilir
3. Vücut ısısı dengelenir ve organlar daha rahat çalışır
4. Derin meditatif durumdur
5. Doğru kararlar almanızı sağlar
6. Davranışlarda ve alınan kararlarda dengelenme sağlar.
7. Yüksek bilinç ve diğer boyut enerjilerle iletişim kurulabilir
8. Mental mesajlar alınabilir (her boyuttan)
9. Kanallık yapılabilir
10. Bilinç altına ulaşılabilir ve programlanabilir
11. Uyumadan hipnoz hali
12. Stresi azaltır
13. Beyin eşitlenir ve vücuttan çok az enerji çeker
Çok sık duyduğumuz bu sözün somut olma olasılığını araştırdım geçen yıl. Bulduğum tek şey hislerimle konuştuğu oldu. Şimdilerde ise sık sık tekrar eden minik fısıltılar halinde konuşuyor bana kalbim. Biliyorum beni asla üzmeyeceğini. Attığım her adımda sadece onu kılavuz biliyorum. Egom korktukça daha da çok kalbimin isteklerinin peşine düşüyorum. Daha da çok sahipleniyorum o minik fısıltıları ve her minik fısıltı hayatıma minik bir mucize getiriyor. Artık hayatımda mucizeler olmayınca garip geliyor diyebilirim. Yani planlarım alt üst olacakken bile sadece kalbimin sesini dinliyorum ve rahatla ilerliyorum. Sonra bir bakıyorum ki ilahi planlama benim için her şeyi düşünmüş. Ben yine, millet güneş altında ter dökerken gölgede dondurmamı yudumlayan ballı velet oluyorum. Anlatabiliyor muyum ne denli keyifli oluyor kalbini dinlemeye başlayınca... Minicik anlar bile kocaman keyiflere dönüşebiliyor.
Geçen hafta sonunda, gelen onca mail arasında boğulmuşken haftalık randevularımı planlamaya çalışıyordum theta healing seansları için. İçimden bir ses: "Salı ve çarşambayı boş bırak, boş bırak önemli işler var, önemli biri var boş bırak!" diye tekrarlayıp duruyordu. Onca iş arasında, üstelik çalışmaya en müsait olduğum günleri neden boş bırakayım ki diye düşünürken bir türlü randevuları o günlere veremedim gitti. Bir kişi salı günü aldığı randevuyu sabah saatlerinde almayı da tercih edince birden içim rahatladı. Hala neler olup bittiğini bilmiyordum ama salı sabahı Lili'nin sınıf annelerinin toplantısı çıktı okulda ve gitmek zorunda kaldım. Çarşamba içinse pek sevdiğim ve yardım etmeden bırakamayacağım bir arkadaşım aradı ve o aradığında da randevu talebinde bulununca birden içimden coşkulu bir akış başladı. Yani kalbim çarşamba günü için izin vermişti. O akış sanki bir tür çağlayan gibi. Kalbim sadece hislerle değil artık, fısıltılarla ve coşkularla konuşuyor bende. Ne de geç öğrendim onu dinlemeyi.
Oysa üniversitede bana öğretilen mutlaka zekamla kararlar almam gerektiği idi! Şimdi okulda bana öğretilen bir çok kuralı silip atıyorum çöpe. Kalbimin sevmediği hiç bir kuralı tanımıyorum. Böylesi daha iyi. Bu şekilde hayat bir çağlayana dönüştü artık. Meğer böyle yaşamak ne zengin hissettiriyormuş.
Videoda da dediğim gibi: Hayatınızın kaptanı bilinç altınız ve asistanı zihniniz olmasın, tam da o zaman hayat dolaşmış bir yumağa dönüşüyor. Kaptan kalbiniz olsun ve açtığı yolda nasıl ilerleyeceğinizi bırakın zihniniz bulsun. Çünkü kalbiniz doğruca beyninize mesaj verir ve kalpten zihne tıpkı beynin içinde olan nöronlar gibi binlerce nöron vardır. Kalbinizin manyetik alanı beyninizin manyetik alanından neredeyse 5000 kat daha fazla ise onun bildiklerine güvenin diyorum. O sizin için gözlerinizin görebildiğinden çok daha fazlasını görebiliyor ve beyninizin algılayabildiğinden çok daha fazlasını algılıyor. O kısık sese, minik fısıltılara güvenin!
İnsan iyiliği ruhu ve kötülüğü de egosu ile yaratır. Çünkü bilinç altınız (egonuz) sizin kulağınıza sürekli yetersiz olduğunuzu, sürekli eksik bir şeylerinizin olduğunu, sürekli başaramayacağınızı fısıldayıp durur. Size bir sır vereyim mi, bazen iyiliği bile egomuzla yaratabiliyoruz. Çünkü bazen ego, iyilik yaparak tatmin olur ve insanların aciz olduklarını görüp onların kendisinin yardımına ihtiyacı oldukları ile tatmin yaşar! Sizin hiç, ekonomik durumunuz kötüyken size yardımcı olup duran, sizin ekonomik durumunuz iyileşince sizinle arası bozulan zengince bi arkadaşınız oldu mu? Bu verebileceğim örneklerden sadece bir tanesi...
Dualite, insan egosunu dinlemeyi ve ona uymayı bırakana kadar devam edecek insanoğlu için. Çünkü ruhumuz ışığı temsil ediyorsa, egomuz da karanlığı temsil ediyordur. Genelde insanlar, bilinç altlarındaki kısıtlı kaynak inancı ile hareket ederler. Savaşları doğuran inanç da kısıtlı kaynak inancının ta kendisidir zaten. Aman dünyada petrol rezervi biterse ne olur? Cevap veriyorum: suyla çalıştırılan araba üreten adamın, atölyesinde ölü bulunmasından sonra ilginç bir şekilde ortadan kaybolan araştırmaları bence ortaya çıkar, ya da dünyadaki binlerce dahiden biri çıkıp suyla giden arabayı yeniden icad eder? Hatta belki insanlar arabaya ihtiyaç duymayacağı bir döneme bile gelmiş olur. Kim bilir? Belki astral seyahat moda olur ileride, bırakırız makine ile uğraşmayı olmaz mı?
İçimizde korku olduğu sürece dualite devam edecek. Korku egonun konuşurken en sık kullandığı histir. Bilinç altınız korku yaratarak sizi bilinmeyenden hem de bilinmeyenin her türünden korumaya çalışmaktadır. Aç kalacağı korkusu ile insan hırsız olup hak yer hale gelir. Aşağılanacağı korkusu ile kendini çok başarılı gibi göstermeye çalışır ve bir sürü diploma ve sertifika peşine düşer, sonra gidip çok para kazanmaya çalışır ki kaliteli bir cep telefonu ve fiyakalı arabası olsun. Olsun ki dışarıdan bakan hiç küçümseyemesin. Onu diyordum, olduğunuz halde ne kadar başarılı olduğunuza inandığınız anda insanlar da size inanır. Siz kendi kalitenize inanırsanız artık insanlar bir takım egoistik durumların peşinde koşmamanızı anlamaya çalışır, sorgular ama eleştirmez. Sadece saf SİZ olmayı başardığınızda huzur içinde kendinizi en içten gülümsemenizle takdim edersiniz ve herkes de sizin gerçeğinize ayak uydurarak yarattığınız saf SİZe saygı duyar. Kendi içimizdeki savaşı bitirmeden dışarıdaki savaşı asla bitiremeyiz kabul edin.
Kendinizle küs iseniz, kendinizi affetmiyorsanız malesef kendi geleceğinizi içinizdeki savaşla yaratmaya başlamışsınızdır. Hiç bir şekilde yapmış olduğunuz hataların intikamını kendinizden sonsuza dek almaya çalışmayın. Sizin sebep sonuç yasasına göre yaratılmış ve ödemeniz gereken bir bedel vardır evet ama siz kendinizi affedebilirseniz ancak o zaman enerji regulasyonu sağlanacak ve işler sizin için yoluna girecektir. Affetmek şart dediğimde bunu sadece başkaları için demiyordum, kendiniz için de diyorum. Affetmediğiniz sürece egonuzun yönetimi altınızdasınız ve hala dualitenin karanlık kısmına takılı kalıyorsunuz. Zaten ya aydınlık kısmındasınızdır ya da karanlık kısmında. Ancak ruhuyla bir olmayı başaran oyunun kurallarını öğrenmiş olacak ve ancak kuralları öğrenen bu dualite sisteminden kurtulabilecek.
Artık keyifli oyunlar. Hayatı ciddiye almayın, çünkü ruhunuz hiç ama hiç ciddiye almıyor. Ne de olsa o sonsuz olan ve sadece var oluşu büyütmeye çalışandır, ego ise bedeniniz ölünce onunla birlikte yok olacak olan. Korkması gereken elbette egodur. Siz kimi dinleyeceğinizi ve kime benzemek istediğinizi seçin!
"Çekim yasası maddeleri" isimli videomda (burada: https://youtu.be/Amg4aCIYE74 ) anlattığım üzere çekim yasası, isteme hissi ile harekete geçer. İstemeyi hızlandırmak için vizyonlarız, hayal ederiz, -mış gibi yaparız vs...
Mesela "Bilinç altı terapileri yapıyorum, blokajlarınızı kaldırıp istediğiniz şeylerin size daha hızlı gelmesini sağlayabilirsiniz!" diyorum ama şurası anlaşılmıyor sanırım İSTEDİĞİNİZ şeyler:) Yani siz istemeden gene hiç bir şey kendiliğinden olmuyor, ne olsun ki istemezsek? İstemeyi akıl bile edemediğimiz bir şey olduğunda ona; "şaşırtıcı bir şey oldu" denir, "istediğim şey oldu" denmez;) Çünkü ismememişizdir zaten!
Bana gelen sorularda: "Bilinç altı programlama terapisi alırsam her şey yoluna girer mi?" olarak gelen sorular o kadar fazla ki neredeyse her mailda bu soru var ancak cevap: HAYIR! Bilinç altının tümünü kaldırıp toptan yeni sürüm bir bilinç altı da koysan hiç bir şey sana kendiliğinden gelmez çünkü sen memur zihniyeti ile hayatta bir koltukta oturup pişen armudun ağzına düşmesini bekleyemezsin. Hala dünyada isek o zaman hala çekim yasası, hareket yasası, döngü yasası, sebep - sonuç yasası, ilahi zamanlama gibi kural ve yasalara tabiyiz. O halde her yasayı iyice tanırsak, bu boyutta istediklerimizi çabucak elde edebiliriz ve evet buna hakkımız var ama yine ne dedim ben? İSTEDİKLERİMİZİ dedim. Yani şu istemek ne ise onu iyice anlamalıyız ve bir an önce isteme hakkımızı kullanmaya başlamalıyız.
Bazen de ne istediğimizi bilmeyiz! O sorunun da cevabı videoda. Ne istediğini bilmiyorsan dostum, ne istemediğine bakarak kalbinin sana tuttuğu ışık yolunu görebilirsin. İstemediklerin sana iyi birer kılavuzdur aslında. İSTEMEDİKLERİN aslında İSTEKLERİNİN zıttıdır ya hani;) Toplamanın tersi çıkarma gibi.
Dünya işte binbir çelişki ile yaratılmış ilginç bir satranç ama bir kez işi çözdüğünüzde çığ gibi büyürsünüz ve önünüzde kimse duramaz oluyor. Hadi artık büyüyelim ve bir de bu oyunu isteme hakkımızı kullanarak oynayalım. Bize bu "istemeye hakkım yok" kodunu yükleyenleri de affedelim. Muhtemelen onlara da birisi bu hissi kodlamıştır.
Son olarak bir de:
Kimimiz deli gibi isteriz, aynı şeyi her dakika her saniye isteriz ve bir türlü olmaz! Onlara da tavsiyem bırakmayı öğrenin. Zaten çekim yasası maddeleri isimli videomda anlatıyorum ama ola ki henüz izlemediniz ve bu yazıya denk geldiniz, işte sizin için tekrar yazıyorum. Deli gibi istemek yaratıcı frekans değildir. Yaratıcı frekans huzur içinde, olacağından emin olarak istemektir.
Hep söylediğim gibi, fark ettiğiniz anda değiştirme hakkınız da doğar. Dilerim nerede eksik bir şey yaptığınızı anlarsınız.
Keyifli yaratımlar...
Çekim yasasını ne kadar sürede çalıştırırım diye soranlara bir oyun önerim var. Anında çalıştığını göreceksiniz aslında, çünkü o sürekli fonksiyon gösteren bir sistem. Sizin hisleriniz başınıza gelecek olanları hesaplıyor. İyi hissediyorsanız iyi şeyler kötü hissediyorsanız da kötü şeyler oluyor. Bazen iyi hissederken kötü şeyler de olmuyor mu diye soranlara hemen söyleyeyim; siz o kadar iyi hissederken kötülükleri fark bile edemezsiniz, hoş etseniz bile keyfiniz o kadar iyidir ki bıyık altı gülüp geçersiniz. İşte bu denli iyi hissetmelisiniz anda yaratabilmek için.
Fazla kilolarından şikayetçi olanları alayım buraya bu hafta. Kilolarla ilgili blokajların yavaş yavaş bilinç altınızı nasıl ele geçirdiğini bilmek ister misiniz? Yaptığınız onca bikini diyetlerinin sonunda kış gelince aynı kiloları geri mi alıyorsunuz? Cevap veriyorum diyete odaklanırsanız daha çok kilo alırsınız:) Hobaaaaa... E canım aslında odak noktanız diyet mi bakın bakalım! Her gün aynada neye bakıyorsunuz? Efendim? Kilolarınıza mııı? Hm! Sizce kilolalırınıza bakarsanız neyi büyütmüş olursunuz? Cevap bile vermiyorum.
Bir de çekim yasası ters çalışıyor diyenler var. Mesela neyin olmasını istemiyorsan hayat sana onu verirmiş. Madalyonun tersi gibiymiş bu yasa. Yok efendim, çekim yasasının kontrast etkisiymiş. Yok mu arttıran...
Brak yaaa, mistik kelimelerle çok mu havalı oluyorsun? Madalyonlar, kontrastlar whooo hooo... Sen, kendi bedenini her aynanın karşısına geçtiğinde çirkin deyip küçümse, kilolu deyip hor gör, sonra da bekle bakalım güzelleşsin. Güzelleşmez! Hücrelerinin bir bilinçi olduğu gerçeğini kabul etmelisin. Bedeninin seni hissettiğini bilmelisin.
Acılar içinde kıvranıp yarın kalkınca mutlu çocuğu oynarsan buna hücrelerin bil bakalım neresi ile gülecek. Önce durumunu olduğu gibi kabul edeceksin. Sonrasında kendini değişmeye hazır hissettiğinde karşına doğru öğretmen çıkacak. Artık bu bir fitness antrenörü mü olur, diyetisyen mi olur, psikolog mu olur, yogi mi , kişisel gelişim uzmanı mı... Bilmiyorum. Sadece sen kendine en uygun yöntemi dile - olsun. Çekim yasası bununla ilgilenir.
Kendine değer vermeyi sana öğretecek kişiyi dile; O gelsin! Ancak bil ki çaresiz, uçurumun kenarında, bitik filan değilsin. Senin, çok derinlerde çok yakın bir dostun var sana el uzatmayı bekleyen. Onu fark etmeye odaklan. Otur ve gözlerini kapatıp, aynanın karşısında, derin nefesler al, o kişinin gelmesini bekle... Dinginleşince uyan, gözlerini açtığında o kişi aynanın karşısında olacak;) Söz!
Madem başladık bu çekim yasasını irdelemeye gelin size kozmosun en temel yasalarından ve çekim yasasının temelini oluşturan bir yasadan bahsedeyim. Böyle söyleyince dilerim korkutmamışımdır! Yani çekim yasasının tek başına bir yasa olmadığı onun yerine iç içe geçmiş bir çok evrensel kanunu içerdiği bir gerçektir. Hani böyle yasalardan bahsederken zannetmeyin ki evrenin avukatı kesildim. Bunlar öyle bizim anayasamız gibi, bir kaç, kırmızı koltuk sevdalısı, egosu yüksek kişilerin gece yarıları bir araya gelip el kaldırmasıyla değişecek yasalar değil! Bunlar öyle işine gelmeyince gel değiştireyim de tanıdıklara - sülaleme de faydam olsun diyebileceğimiz kanunlar hiç değil! Bunlar, atomun içinde madde olduğunu sandığımız hiç bir yapı taşının olmadığı gerçeği kadar katti kurallardır. Ancak bunları görmek istemeyenler için değil bu yazı. Ben kimim ki anlatabileyim? İnsanlık için nice kitaplar indi ve bunlar anlatıldı ama insanoğlu sadece maddi boyuta bağlı kaldı ve maddi boyutta bilimin ispatladığı gerçeklerin ötesini göremedi. Göremeyecek de... Çünkü bilimsel deneyleri insan zekası tasarlar. İnsan zekası sadece üç boyutlu düşünür. Diğer boyutlar üç boyutlu değildir. Malesef yine beyniniz - zihninizle anlayamayacağınız noktaya geldik. Kalbinizi açın, o anlar gerisini!
Sebep - sonuç yasası madde boyutu yani içinde yaşadığımız gerçek için de, enerji boyutu için de geçerli bir yasa. Videoda dediğim gibi; "Ne ekersen onu biçersin!" dediğimde herkes beni anlar. Örneğin kavun ekince limon ağacı çıkmasını bekleme demektir. Bir de "Öfke ile kalkan zararla oturur!" söylemi vardır. Belki de aslında eskiler enerji boyutunun da farkındaydılar. Çünkü anlatmaya çalıştığım şey hislerinizle ektiğiniz tohumlar.
Çekim yasası maddelerini uygulamaya başlarken size öncelikle bir hedef belirleyin demiştim. İşte o hedefe bir de hisler yükleyin demiştim. Ancak şimdi bu yasa ile uyarıyorum. Eğer o hislerin arasında negatif bir his kaçtıysa, öfke, hırs, intikam, alay, korku gibi, bu ekilen tohum da er ya da geç filizlenecektir. Dikkat edin!
Bu yasanın temel maddelerini maddelendirmek gerekirse:
1. Ne ekersen onu biçersin!
2. Ektiğin her tohum er ya da geç yeşerir.
3. Doğru koşullar oluşmadan ekilen hiç bir tohum yeşermez.
4. Yanlış ekilen his tohumlarını fark etmek (tövbe etmek, iptal etmek, özür dilemek) yeşermelerini engellemenin tek yoludur.
Bu kadar güzel bir yasayı kullanmak için kendinize hatırlatmalarda bulunun, her bir karşılıksız yardımınız, hayatta zor durumda kaldığınızda bir karşılıksız yardıma bedeldir, her bir maddi desteğiniz, ihtiyaç anında bir maddi yardıma bedeldir, her bir yaşlıya yardımınız, yaşlanınca bir yardım görme hakkıdır, her kibarlığınız er ya da geç nezaket olarak size gelecektir üstelik aynı miktarda! Ne eksik - ne fazla!
Tabi bunların aynısı negatif tavır ve düşünceleriniz için de geçerli! Hele ki bir gözlemimi paylaşmadan edemeyeceğim. Bir adam tanıdım. Çevresindeki insanları aşağlık gören, paralarını yıllarca dolandıran, yüzlerine gülüp çocuklarına kadar herkesin haklarını yiyen, ahlarını alan, negatif bir çok özelliği üzerinde bulunduran biri. Anlayacağınız hem maddi hem de manevi olarak bol bol ekim yapmış ama zekasını iyi kullandığı için zekası yerinde iken sebep sonuç yasasının etkilerinden kıl payı sıyıran birisi. Elbette bu şekilde yıllarca biriken sebeplerin sonucunda başına gelmeyen kalmadı . Geçirdiği kanseri, trafik kazalarını, gördüğü ve hala görülmeyi bekleyen mahkemeleri de unutmayalım. Dahası da var ancak sonuca gelmek istiyorum çünkü çirkin insanları konuşacak kadar fazla zamanımız yok canlar. Demem şu ki, ne kadar zeki olursanız olun bu yasanın sonuçlarından asla zekanızla kaçamazsınız. Bu yasadan yırtmanın tek yolu yukarıdaki dördüncü maddede yatıyor. Eğer sadece his ektiyseniz bu dördüncü madde geçerli. Yok eğer olay faaliyete döküldüyse, üzgünüm sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaksınız yine de hatanızı fark etmek hafifletici sonuçlarla karşılaşmanıza destek olacaktır.
Gördüğünüz gibi üniversal kanunlar her zaman pozitif frekanslarda olanları destekliyor, negatif hislerdekiler de malesef negatif sonuçlarla karşılaşıyor. Bu yasa varken artık gözünü arkada kalmasın. İntikam alamadım diye hayıflanmayın. Affedin gitsin. Çünkü pozitifte kalmayı başarırsanız evren ne yapıp edip size zarar veren o kişiye bedelini layığı ile ödettiğini göstermeye çalışacaktır. İşte tam o anda tekrar hislerinizi kontrol edin. İntikam evren tarafından alınınca içinize su serpileceğini zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü siz baştan affedecek kadar büyükseniz asla intikam sizin için tatmin hissi uyandırmaz. Eğer bir anlığına bile bunu hissederseniz ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz;) Sakın evrenin bu tuzağına düşmeyin. Orada minik bir sınav yatıyor. Sebep sonuç yasasını döngüye sokmayın! Döngüye girerseniz aynı olayları tekrar yaşamaya başlarsınız. Buna da kişisel gelişim denmez, kişisel kısır döngü diyebiliriz.
Geçen hafta çekim yasasını madde madde nasıl uyguladığımı ve hayallerimi bir bir nasıl yarattığımı anlattım. Bu hafta ise onları yaratırken karşıma çıkan blokajları nasıl fark edip kaldırdığımı paylaşıyorum.
Blokajları temel olarak ikiye ayırarak anlatmayı seçtim.
1- Yüzeysel olanlar
2- Kökleri olanlar (kök inançlar).
Öncelikle bu videoda yüzeysel blokajlarımızı günlük sohbetlerde nasıl fark edeceğimizi ya da yaşadığımız olaylara nasıl yaklaşırsak onları yakalayacağımızı paylaşıyorum. Yani ister düşünerek bulun ister yaşayarak ikisi de yöntem. Kendinizi değiştirmeye karar vermiş olmanız yeterli.
Çoğumuz hayatımızın gidişini sevmesek de sorunu hep dışarıda ararız ve bulamayız. Oysa içimizde aramaya başladığımızda değiştirebileceğimiz çok şey vardır. Mesela kontrol dışı otomatik düşüncelerimiz ya da alışkanlıklarımız.
Diyelim ki her tartışmada susan taraf siz oluyor ve bu eziklikten bıktıysanız artık bunu değiştirmeye karar vermeniz halinde bir anda uzun yıllar sustuğunuz için tepki verdiğinizde insanlar fazla tepki verdiğinizi düşünür. Açıkçası bunu siz bile yadırgarsınız. Oysa tıpkı başkalarının öğrenmesi zaman aldığı gibi yeni sizi tanıması için benliğinizin de zamana ihtiyacı vardır. Size tavsiyem kendinize olan sevginizi daha da arttırarak kendinize yeterli süreyi tanımaya niyet edin. Nasıl ki çocuklar konuşmaya başladığında bir yıl cümle kurmasını beklersek kendinizi savunabilecek cümleleri kurmanın doğru yolunu bulana kadar kendinize karşı sabırlı olun. Bazen kalp kırabilirsiniz. Kendinizi affedin ve doğru olanı yapmayı göze alın. Bazen özür dilemeniz de gerekebilir, eğer haddinden fazla kaba davrandıysanız elbette... Bunlar yeni SİZ'in size getirdiği yeni deneyimler o kadar. Siz dengeyi kurana kadar acemilikleriniz de olabilir. Unutmayın tıpkı çocuklar konuşmayı öğrenirken nasıl ki harflerin yerini karıştırıyorsa sizin yaptığınız hatalar da bundan öte değildir. Kırmış olduğunuz insanlara ne yapmaya çalıştığınızı anlatıp onlardan kaçmak yerine destek isteyin. Bazen insanın öğretmeni çok yakınından gelebilir.
Kendinizi anlatmadıkça daha da battığınızı, kırdığınız kalplerden dolayı sevdiklerinizi kaybettiğinizi gözlemlersiniz. Ne olursa olsun bunun altındaki fikire de odaklanın. Örneğin "Anlatsam da anlamazlar ki!" diye bir düşünce varsa bilinç altında, insanların sizi anlamadığını düşünüyorsunuzdur. Muhtemelen bu nedenle tartışmalarda susuyorsunuzdur. Çünkü konuşsanız da sizi anlamazlar değil mi? Şimdi bu inancı bulduğunuza göre bilinç altına şöyle söyleyin: " Bak, şimdi insanların beni anladığını düşünmeye karar veriyorum ve sen de bir tartışma anında beni susturmuyorsun! Böylelikle hep beraber aslında insanların beni aslında dinlediğini ve anladığını gözlemliycez! Çünkü ben, eğer konuşursam kendimi doğru ifade edeceğimi biliyorum." Bu emri verdikten sonra bilinç altınız herhangi bir olayda siz konuştuğunuzda olanı biteni gözlemler ve siz haklı çıktığınızda alışkanlığını bırakmaya başlar. Genelde tek olayla yanlış kodlamayı yaparken bilinç altı neredeyse üç pozitif olayla da sizin istediğiniz gibi düşünmeye başlar. Bunu TED tv konuşmacılarından biri söylemişti. Neyse ki durum çok da kötü değil. Yani bilinç altı programlanabilir bundan eminiz artık.
Son olarak önereceğim bir ekzersiz de şu; "Ya ben aynı ben olmazsam nasıl yapardım, nasıl düşünürdüm, nasıl hissederdim...?" gibi kendinize belirli olaylar üzerine farklı düşünme stratejileri yaratın. Kimileri buna pozitif düşünme dese de bence bu yaratıcı düşünme diyorum. Çünkü insan asla bildiği bir şeyi başka bir şekilde yapmayı düşünmez bile. Şimdi değişmeye karar verenlere soruyoru; Hayatınızda istediğiniz bir SİZ olmak için nasıl düşünmeye başlamanız gerekiyor bakalım? Bunun cevabını bulup uyguladığınızda çevrenizi de size karşı değiştiğini görürsünüz. Yani bulunduğunuz çevreyi değiştiremeyiz ancak kendimizi değiştirirsek bilinç altımız bizim çevremizi çekim yasası ile hemen değiştirmeye başlayacaktır zaten.
Keyifli değişimler...
Haftaya kök inançlarla devam ediyoruz. Yolumuz uzun...
Şaka gibi ama bu videoyu çekiminde sayıkladığım hayalim, videoyu çektikten sonra gerçek oldu. Sürekli kendi işimi kurmak istiyordum, videoda en sık bunu duyuyor olacaksınız. Dün, videoyu çekip düzenlemeye geçtiğimde telefonum çaldı, arayan eşimdi. Kaç zamandır almayı beklediği toplu bir parayı sonunda almış ve belirli bir miktarını işimi kurmak için kullanmak üzere bana verecekmiş. Sponsor çok yakından geldi:)
Şimdi videoda size söylemediğim bir şey daha ekleyeyim. Eğer hayalinizin aynısının ailenizden ya da yakın çevrenizden birilerine aynen olduğunu görüyorsanız tebrikler. Evet evet, tebrik ederim aslında başardınız. Sorun şu ki onun size gelmesini engelleyen bir blokajınız var bu nedenle o hayaliniz size ulaşmak için sizin yakınlarınıza, komşunuza, akrabanıza, ailenize gelir. Yani aslında amacı size ulaşmaktır ama bir engeli vardır. Bunu fark edip o engelin ne olduğunu bulmaya odaklanmalısınız. Çünkü siz o engeli kaldırmadığınız sürece çekim yasası sürekli ona takılıp sizin hayallerinizi geciktirecek ya da daha kötüsü sizin için gerçekleştiremeyecek.
Şimdilik iyi seyirler diliyorum. Keyifli uygulamalar.
Lütfen yaşam koçluğu ya da theta healing seansı için lilitosuzy@gmail.com adresime yazın. Seve seve yardımcı olurum.
Son zamanlarda yazdığım yazılarda sadece kendimi şımartmak için diktiklerim ve moda değil de bazı hedeflerin yolunda ilerlerken keşfettiklerimi de yazar oldum. Bu süreçte anladıklarımı yazınca bu konuda beni destekleyen bir kaç kişinin verdiği heyecanla bu konuya biraz daha eğilmeye karar verdim. Çünkü anladıklarım doğrultusunda günlük hayatı algılayış ve yaşayış tarzım şekil değiştirdi ve artık her şey çok daha keyifli olmaya başladı. Bu güzellikleri paylaşmasam olmaz dedim:) İşte bu yüzden karşınızda yeni mini programım "Enerji Oyunları" ile karşınızdayım.
"Enerji Oyunları" programı haftada bir gün yayınlanacak ve tamamen sizin sorularınızdan ilham alacak. Bu arada soru gelmezse ben yine keşfettiğim hayat sırlarını paylaşırım olmaz mı?
Programı oluşturmak için yaptığım on - onbeş çekimde ilginç sorunlar yaşadım. Örneğin anlatmak istediklerimi paylaştığım videoda bir sorun oluştu ve tekrar çekmeye çalışırken sorunlar artmaya başladı. Sonuç olarak şimdilik bilgisayar çekimi ile karşınıza çıkıyorum. Bu işte ustalaştıkça eminim daha güzel kayıtlarda bir arada olabiliriz.
İlk mini programda sizlere affetmeyi anlatıyorum. Affetmek isteyen ancak başaramayan bir okuyucum bana harika bir soru sormuş; "Yoksa ben affetmek istemiyor muyum?"
Bu soru ile başladı bu programın hayali... Sizlere bunu nasıl yazarak anlatabileceğimi düşünürken aklımdan bir ses "Sana kim dedi ki Suzy, yazman gerektiğini?" diye sorunca işte o anda aydınlanma anı;) Tabi ya, videolarla da anlatabilirdim kim tutar bizi;)
Sonuç olarak kendi geçtiğim yollarda kavradıklarımı sizinle paylaşmaktan mutluluk duyarım, lütfen siz de paylaşın, bloğumda yorumlara tıklayarak ya da facebook sayfamda: https://www.facebook.com/Lilibebek?_rdr hatta instagram hesabımdan: http://iconosquare.com/lilibebek yazabilirsiniz. Her sorunuz ve fikriniz değerli, unutmayın.
Şimdi iyi seyirler: