31 Tem 2010

CarrefourSA'nın ahlaksız pazarlama politikası!

Minik kuzenimin doğum gününe hediye almak üzere gittiğim Tekira'daki CarrefourSA'da bakın başıma neler geldi!
Öncelikle oyuncak reyonunda kuzenimin istediği Monopoly oyununu aradım ve bir çok çeşidini buldum ( 5-6 çeşit Monopoly oyunu ve bu tarzda başka oyunlar). Ne var ki beni ilgilendiren hiç bir oyunun altında ona ait fiyat etiketi yoktu. Başka fiyatlar vardı ve hepsi de aynı fiyat aralığındaydı yaklaşık 42-45TL aralığında sadece 3 başka oyuna ait etiketler itina ile çoğaltılıp yerleştirilmiş her oyunun altına. Bunun üzerine ben de herhangi bir oyunu alıp kasaya ödemeye gittim. Ancak kasiyer bana sadece 1TL karşılığında şu yukarıda yakmakta olduğum CarrefourSA kartını satmayı teklif etti (neden mi yaktım okuyun okuyun). İndirim varsa yararlanabilecekmişim. Elbette, hemen kayıt formunu doldurdu ve kartımı aldım. Kart geçirildi ve oyun okutuldu: DIT! 75TL! "Neden?" diye sordum. Oyunun altında 41,90TL olduğu yazıyordu. " Etiketler karışmıştır, iptal etmemi istiyorsanız iptal edeyim ancak yetkilinin gelmesi için biraz bekleyeceksiniz!" dedi. Lili arabadan anneanne ve dedesi ile beni beklediği için vaktimin olmadığını düşünerek hemen diğer oyunlardan uygun olanını almaya gittim (kaybettiğim süre 15dk) ancak uygun fiyatlı oyunu tesbit etmek ne mümkün. Sadece 3 oyunun fiyatı bulunmaktaydı. Ben de bütün oyunları (8 adet) kucağıma alarak tekrar kasaya yöneldim. Yolda müşteri hizmetlerinin önünden geçerken şikayet formu sordum, "Dış taraftalar hanımefendi kendiniz alacaksınız!" dedi yetkili bıyık altından elimdeki oyunlara gülerek. (Ha bir de komik duruma düştüm onların sorumsuzluğu yüzünden öyle mi? Yoksa bu bir sorumsuzluk değil de onların pazarlama politikası mıydı? Pek tabi, müşteri kasada büyük alışverişinden sonra o kasadaki dıtları umursamayacak ve toplu ödemeyi yaptıktan sonra 42 TL diye aldığı oyuna 75TL ödediğini bilmeyerek güzel kazanç elde edilir. Bunlar pazarlama dersinde öğrendiğim ahlaksız pazarlama yöntemlerindendi. Geçen dönem yüksek lisans derslerimde okumuştum ki uygulamada çok market bunu yapıyordu zaten biliyordum.) Oyunları kasada okutup, orada seçip ödedikten sonra paketletmeye gittim. Gördüm ki biraz önce sorduğum şikayet formlarının kutusunda bir tane bile yok. (Bu da bir tür şikayet atlatma politikası olsa gerek. ) Yetkiliye paketleme yaptırılırken "Şikayet formu yok orada, dalga mı geçiyorsunuz?" diye sordum. "Bitmiş hanımefendi, ben yetkiliye bildireyim, biraz bekleyin!" Bu biraz tam 35dk sürdü. Ödemelerle vs orada 60dk kaybettim. Sonunda yetkili pek kibar geldi; "Şikayet formlarımız bitmiş size A4 kağıdı vermemde bir sakınca var mı?" diye sordu bana. Yok artık o sinirle ve çocuğumun arabadaki halini düşünürken onları şikayet edecek gücüm bile kalmadı. Tam 1 saat sadece bir oyunu alabilmek için uğraştım ve oradaki terbiyeden yoksun sorumluların(!) bıyık altı gülüşlerine maruz kaldım. Bir daha oraya ayak basmam ya, yine de bir iki satır karalayıp sorunu bildirdim ancak şunu da sizlere yazmadan edemeyeceğim. Yetkili geldiğinde etiketleri her sabah yerlerine koyduklarını ancak onları sabah gelen müşterilerin (evet yanlış okumadınız müşterilerin) çıkarıp yırttıklarını söyledi. Hee belki de müşteriler onları çıkarıp, sonra başka etiketleri çoğaltıp her oyunun altına aynı etiketi koyuyorlardır. Hm hm, çok inandırıcıydı! Yine de bir o kadar alçakça! Bir kere o etiketleri aynı karton kartı bulup nerede bastıracaklar o müşteriler yahuuuu! Bu nasıl bir yalan? Nasıl bir terbiyesizlik? Nasıl bir suçlama?
Girdiyseniz CarrefourSA'nın sitesine verdiğim linkte şirketin değerleri sıralanmış görürsünüz. Bu değerler şirket çalışanlarının mirasıymış.
1. Saygı = hangi saygı anlamadım, bıyık altından gülmek saygı mıydı, ya vaktimi çalmak? Ya çocuğumun 1 saat arabada ağlaması ve sıcaktan bunalması? Saygı mı bu?
2. Doğruluk = Güleyim mi - ağlayayım mı? 10 tane oyuna 3 oyunun fiyatını yaz, kasada kazıkla sonra da doğruluktan bahset. Hangi doğruluk?
3. Dayanışma = Hep beraber halime güldüler. Dayanışmayı çok iyi biliyorlar. Afferim holdinge, müşterisini küçük düşürmeyi dayanışma kuralları çerçevesinde öğretmiş çalışanına. Bravo, alkışlıyorum!
4. İlerleme = Hangi yöne? Nereye ilerleyebilirsiniz ki müşteriniz olmadığı sürece! Yaktım o kartlarınızı yaktım!
5. Özgürlük= Orada gördüğüm özgürlük değil tamamen terbiyesizlikti. Ayıp ayıp!
6. Sorumluluk = Pes doğrusu hala bu kelimeyi ağzınıza alabiliyorsunuz demek!
7. Paylaşma= Paylaşın haksız kazancınızı. Dolandırın yanlış etiketlemeyle milleti paylaşın! Müşteri de enayiydi ya gidip gidip kendini ..... tööövbe töövbeee!!!

Yaa işte böyle, balık baştan kokar derlerdi eskiden. Sabancı öldüüü, mertlik bozuldu SA'larda demek ki! Ailesinden biri okuyorsa hemen söyleyeyim. Ben sizin yerinizde olsam bu büyük adamın mirasına saygımdan çekerdim eşovmanları gider bir CarrefourSA'ya sıradan müşteri gibi bir alışveriş yapmayı denerdim. Bakalım reklamlarınızdaki kadar keyifli mi alışveriş? Yok eğer bu politikayı siz öngörüp uygulatıyorsanız YAZIK ! O zaman daha yanan çok CarrefourSA kartı göreceksiniz.
Bir daha ASLA Carrefour SA - ASLA!!!

30 Tem 2010

Ice Frappe- taç

Dondurmam Gaymak gibi kolyelerime takım krema taç da yaptım. O alttaki dantel çok beyaz olduğu için çayla boyayıp rengini istediğim renge yaklaştırmıştım. Bunu paylaşmayı unutmuşum sanırım, sırası gelmişken hemen ekleyeyim dedim. Buradaki Ice Coffee Frappe isimli olanında ise kahve kullanmıştım renk değiştirici olarak.
Fotoğrafların birini minibüs beklerken dışarıda, diğerini ise minibüsün içinde çekmiştim. Doğru renkler sağdakinde ancak ben şu soldaki fotoğrafın renklerini daha çok sevdim nedense! Saçımın rengi bakır gibi yansımış, belki de bakır rengimi özledim. Belki de eski fotoğrafları andırmıştır renkleri ile bilmiyorum.

28 Tem 2010

Tokat yazması elbise

Tokat Yazmasının tarihi o kadar eski ki internette bulduğum bir kaynakta Evliya Çelebi'nin Tokat'ta imal edilen yazmalar için 1656'da "Beyaz pembe bezi diyar-ı Lahor’da yapılmaz. Güya altın gibi mücelladır. Kalemkar basma yüzü, münakkaş perdeleri gayet memduh olur” diyerek Tokat Yazmalarını övdüğünü buldum. Tokat en büyük yazma merkezi imiş geçmişte.
Bana ise bu bez kayınpederimden hediye. Kayınpederim bir zamanlar Türkiye Güreş Federasyonu - Organizasyon komitesinde iken Tokat'ta düzenledikleri Güreş müsabakalarında o zamanların Tokat Valisi rahmetli Recep Yazıcıoğlu tarafından hediye edilmiş bu yazma ona. Recep Yazıcıoğlu 1984 -89 yılları arasında Tokat valisi imiş. Demek ki bu bez o yıllar arasında hediye edilmiştir diye tahmin ediyorum.
Kumaşın üzerinde kullanılan dört çeşit baskı kalıbı var. Upuzun bir şerit olan bu kumaşın ortasında da kocaman bir ayçiçeği bulunuyordu. Hatta göğsümün üst kısmından yapraklarını görebiliyorsunuzdur.
Kumaşın taşıdığı bunca anıya saygımdan ona uygun bir kreasyon düşündüm. Kumaşa fazla zarar vermek istemedim. Bu yüzden pens ya da başka bir şey yok üzerinde. Üst kısmın tutması için ince lastik kullandım sadece ve üç tane boncuğun içinden geçirdiğim ince kurdele ile de boynuma bağladım kolye gibi. Eteklerini bile çevirip dikmedim, saçaklı bıraktım (kaçmaması için zigzag geçtim sadece!). Bütün doğallığını kullanmak istedim bu kumaşın.
Gönül isterdi ki bu kumaşlar yine bol miktarda üretilsin, ben de bunlardan bir koleksiyon hazırlayayım. Fikri bile heyecandan ellerimi terletiyor.
Geçelim aksesuarlara. Kemerimi ve boleromu kendim ördüm. Kemer tığ ile örüldü. Siz de yapmak isterseniz ben, Çelebi iplerinin, Simli Carmen Baby serisinden renk no: CRM-075 (krem renklisini) kullandım.
Kemer için uygun tığ ile 20 ilmek atıp geri dönüyoruz ve hep 2 ilmek atıp 2 ilmek öteye batıyoruz ve tekli trabzan ile kapatıyoruz. Her sıra bunları tekrarlıyoruz. Kemer yeterince uzayınca kenarlarına ben zincir çekerek upuzun saçaklar yaptım 4-5 tane her iki uca da. Siz isterseniz ilik bırakıp düğme de kullanabilirsiniz.
Boleroyu ise 10 numara şiş ile ördüm. Motifi burada anlatmıştım. Linkten faydalanabilirsiniz. İlmek sayısını kendinize ve elinizin ayarına göre ayarlayın. Örmeniz gereken bir dikdörtgen. İki ucu da birleştirince böyle basit bir bolero çıkıyor ortaya.
Kolumdaki gümüş bileziği ise Assortie'deki büyük indirimden kapmıştım buradaki kemerimle beraber.

26 Tem 2010

Beyazlara neon pembe

Geçen yıl aldığım beyaz penye kumaşı en sonunda Burda dergisinin bu ayki sayısında kalıbını bulduğum drapeli bir eteği dikerek değerlendirdim. Artan bir parça içe de üstümdeki tek kollu atleti diktim. Atletin kalıbı filan yok belli olduğu üzre tamamen dolaçlama olarak çıktı. Üst kısmın fazla esnemesini engellemek için artan penye şeritlerden örgü ördüm ve üst kenarlarına diktim. Artan kısımları da saçak olarak kestim. Öndeki saçaklar daha kısa iken arkadakileri daha uzun tuttum. Uzun süredir ne ile kombinleneceklerini kestiremediğim için öylece dolabımda durdular.
Dün minicik bir alışveriş turumda bu belimdeki neon pembe renkli kemeri Assortie'de %70 indirimli bulunca hemen aldım ve bu postta ne yazayım diye düşünürken bu kombinasyon çıktı ortaya.
Hemen moda blogları gibi yazıyorum;
Etek-bluz: Suzy
Neon pembe kemer: Assortie
Neon pembe oje: Flormar, klasik seri No-407
Neon pembe ruj: Flormar supershine- 521 (cesur kızların ruju:), buralarda hiç kimse kullanmıyor da ben ona bu yüzden böyle diyorum. Ayrıca kışın siyahlarla kullanırken şimdi yazın da beyazlarla süpper!!!

23 Tem 2010

"Sen Gülünce" takımım

Rengarenk kumaşlarla kolyeler ve taçlar yapmak çok zevkli bir uğraş. Belki de kumaşlarla uğraşmak bana değişik bir huzur veriyordur...
Kolyeyi hatırlayacaksınız zaten daha önce yayınlamıştım ama bir de tacım olsa diyordum. Artık tacım da var, takımımı güle güle takıyorum çünkü bana renkleri ile mutluluk veriyorlar. İsmi de kolyeyi yaptığımda ona bakarken gülümseyince geldi zaten.

Lili de görünce çok beğendi beni.
Lili: Annecim sen ne güzey omuşsun, çok güzelmiş elbisen, tacın, kolyen, sen ne güzeysin...
Suzy: Teşekkür ederim tatlım (ona tatlım denmesine bayılır), sen de çok güzelsin.
Lili: Hm hmmm, biliyoyum:)!!!