OOF OF'LAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
OOF OF'LAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eki 2012

Does anybody know what we are living for?


Aramızda ne için yaşadığını, neden hayata geldiğini bilen var mı?
Aslında bilmiyoruz ve hayatı akarsuda akar gibi yaşıyoruz. Ancak bazen suların arasında baş gösteren o taşlara çarpınca canımız acıyor ya işte o zamanlar o nehirde oluşu sorguluyoruz. Tutunabilince nehre uzanan dallara biraz nehir kıyısına atıyoruz kendimizi ve bu defa da akıp gidebilenlere hayran kalıyoruz. 

Can sıkıcı şeyler yaşadım ve kayboldum ama merak edenlere hemen ifademi vereyim ve nehre atlayıp devam edelim. Şu girdiğim işten çıkmaya karar verdim. Bu kararı alana kadar canım o denli sıkıldı ki istifa ettiğim gün babamın kalp ve boyun damarlarının tıkalı olduğunu duyunca kendime gülmeye başladım. Canım babam hasta ve ben kendimi öyle boş bir içerik için üzüyordum ki, bu sağlam bir tokat oldu doğrusu. Kendime geldiğimde gerçek hala olduğu gibi gözümün önündeydi ayrılmam gereken bir iş ve geçireceği bir seri ameliyatlarda güçlü durması gereken bir babam vardı. İşten ayrılmayı başardığım gün babam da yoğun bakımdan çıkmıştı, ilk ameliyat boyun damarı by-pass sorunsuz geçti. İstifa ederken ise, şirket başkanlarına ifademi verince sorunlarımı çözeceklerini, istersem devam edebileceğimi söylediler, bunun üzerine tekrar düşünmek için deniz kenarına gittim. Su her zaman bana iyi gelir. Aklımda dalga dalga yaşadıklarım ve doğru karar arayışım vardı. Bu arada ilahi işaretlere inanır mısınız? Ben şu melek enerjileri ile çalıştığım için mutlaka inanıyorum. Bankta otururken kendime aynen şöyle dedim; "Peki şimdi nereye Suzy?". Cevap rıhtımda kırmızı ışıklarla aydınlatılan bir oktu, onu gördüğümde ok evimin yönünde yanıp sönüyordu. Beynim o kadar bulanıktı ki, daha önce o tabelayı fark etmediğime yemin edebilirim. Soruma cevap almıştım ama tekrar sordum; " Peki ya iş? İşten çıkmalı mı - kalmalı mı?" Bu defa da tabelanın içindeki yazı yanıp sönmeye başladı ve yazı "ÇIKIŞ" diyordu. İşten çıktım, babam da Tekirdağ'a döndü. O gece onu görünce her şeyin eskisi gibi olup olamayacağını çok düşündüm. Eve geldiğimizde Lili'yi uyutmam gerekiyordu ama aklımdaki fırtına henüz durmadığı için evin içinde ordan oraya gezinip duruyordum. Eşim TV'de bir program izliyordu ve arka fonda "Show must go on" çalıyordu. Bu defa bu şarkıdaki; "Does anybody know what we are living for?" sözleri beni gerçeğe çevirdi. Aslında kimse bilmiyorsa neden hayatı bir savaş haline getiriyoruz...

Sadece mutlu olmak için yaşayın millet, hayat belki de sadece bir show, ve Freddie Mercury diyor ki o show devam etmeliymiş. Buyurun...



26 Haz 2012

O soruna ne oldu?


Bir ay oldu Lilibebek.com olalı. Olduğumdan beri de sorunlarla boğuştum. Bir ay boyunca neredeyse her gece üçlere kadar okudum ve bu sorunun nereden kaynaklanabileceğini anlamaya çalıştım. Aklıma gelen her yolu denedim yine de blog listesine http://www.lilibebek.com/  ekleyince eski yönlendirmiş olduğum bloğun ismi yansıyordu. Dün akşam itibarı ile bu sorunu hallettim.
Bütün sorunlar bir bir düğüm gibi çözüldü ve bu süreçte öyle çok şey öğrendim ki... Belki de asla aklımın gelmeyeceği ayarları yapmayı öğrendim bloggerda.
Sorun basitçe RSS ayarlarımdaymış. Hepsini silip yeniden yapılandırdım ve sorun çözüldü. Tabi burada top yine sizde. Hala arıza fark eden varsa lütfen beni bilgilendirsin.

Bu sorundan haberdar olduğumda sizleri güncellemelerimden haberdar etmek için:
1. twitter (@lilibebek) hesabı açtım
2. intagramda da (@lilibebek) boy gösterdim
3. Bloglovin'de de aktif oldum, buralardan da beni takip edebilirsiniz.

 Sonraki adımımda:

Önce twitter hesabımın, bloğumun postlarını otomatik almasını sağladım. Oradan da facebook hesabımı besledim. (Ehliblog bunu nasıl yapacağımızı anlatmış.)
Bloğumu blogspotun kendi menüleri ile yeniden düzenledim. Daha önce özel bir şablon kullanıyordum. Attım gitti...
Sonra Bloglovinde son yazılarımın güncellenmediğini görünce feedvalidatorda kontrol ettim. Sorun yok gibi görünüyordu. Ben de bloglovine direk mail atarak sorunca, onlar feed adresimin doğru çalışmadığını söylediler ve ben de her şeyi yeniden yaptım.

Böyle bir sorununuz olursa kulağınıza küpe olsun diye de her yaptığımı adım adım yazdım. Çünkü paylaşan bloggerlar olmasaydı bunları ben de bilemezdim.
Tabi bu adımlar işe yarayanları. Bunların neredeyse 10 katı işlemi de boşu boşuna gecelerce tekrarladım. Anladım ki bir sorunumuzu çözerken hep gülümsemeli ve asla başaramayacağımızı aklımıza getirmemeliyiz. Evren sadece mutlu ve azimli olanlara torpil yapar unutmayın.
Mutlu kalın...

19 Haz 2012

Özür dileyerek son durum!


Domainimi değiştirdim ve sorunlar böyle başladı. Aslında bir sorunum olduğunu bile bilmiyordum ta ki gooogoook haber verene kadar. Sizlere şurada, eğer blog listenizde linkimi yenilerseniz güncellemelerimden haberdar olabileceğinizi yazmıştım ancak hala öyle olmuyor. Malesef böyle bir ekleme yapıldığında eski bloğun ismi yazıyor ve ona ait güncellemeler görünüyor haliyle. Sanırım bir yerlerde bir şeyleri eksik yaptım diyerek günlerdir okuyorum ve birsürü değişiklik yapıyorum ancak hala başaramadım. Bu arada bir dolu şey öğrendim. Neredeyse bu soruna da teşekkür edeceğim;) 
Bir hal çaresine bakabilirsem yine haber vereceğim ancak hala nasıl böyle bir sorun oluşur anlayamıyorum. Bloğumun güncellemelerini Google+ ile takip edebilirsiniz.
Şimdilik beni affedin ve bu minik çiçekleri kabul edin. Okumadığım zamanlarda twitleyebilirim (@lilibebek) ya da instagramda (lilibebek) görünebilirim. Oradan takip edebilirsiniz.

1 Mar 2011

Bloğuma Dokunma!


Yani dokunmasan ne olurdu ki...!


18 Oca 2011

La Plus Belle Pour Aller Danser

Sylvie Vartan

La Plus Belle Pour Aller Danser (1964) 

Yaklaşık on yıldır her sıkıntılı anımda aklımda çalıp duran bu şarkıyı bu günlerde sürekli dinliyorum. Zorluklara gülümsememi sağlıyor bu şarkı. Ani bir terslik olunca hemen "La plus belle pour aller danseeer:)" diyorum içimden ve devam ediyorum hayata. Yani her şeye rağmen devam etmemi sağlıyor bir şekilde. Her seferinde gözlerimi kapatıyorum ama başka bir hayalle dinliyorum onu. Bazen kuru bir sonbahar yaprağı olup fırtına ile denize savrulup düşüyorum ve yüzüyorum sonsuza dek, bazense bembeyaz bir tüy olup döne döne süzülüyorum gökyüzünden ama hiç konmuyorum yere. Bazen yağmurda ıslanıyorum yeşil çimenlerin üstünde çıplak ayakla yürürken bazen de karların üstüne atıp kendimi kalıbımı çıkarıyorum ve ona gülüyorum hayalimde. İşin ilginci de kimse ile paylaşmadım bunu bu güne dek. Bunların hepsi hep içimdendi.

Play tuşuna basınca 1964'e yolculuğa çıkacaksınız hazır olun, çünkü şarkı 1964'te yirmi yaşlarında olan Sylvie Vartan isimli ünlü bir şarkıcı tarafından seslendiriliyor. Siz de gözlerini kapayın dinlerken derim. Hayalleriniz sizi nereye götürecek çok merak ediyorum. 

Sevgilerimle...

31 Tem 2010

CarrefourSA'nın ahlaksız pazarlama politikası!

Minik kuzenimin doğum gününe hediye almak üzere gittiğim Tekira'daki CarrefourSA'da bakın başıma neler geldi!
Öncelikle oyuncak reyonunda kuzenimin istediği Monopoly oyununu aradım ve bir çok çeşidini buldum ( 5-6 çeşit Monopoly oyunu ve bu tarzda başka oyunlar). Ne var ki beni ilgilendiren hiç bir oyunun altında ona ait fiyat etiketi yoktu. Başka fiyatlar vardı ve hepsi de aynı fiyat aralığındaydı yaklaşık 42-45TL aralığında sadece 3 başka oyuna ait etiketler itina ile çoğaltılıp yerleştirilmiş her oyunun altına. Bunun üzerine ben de herhangi bir oyunu alıp kasaya ödemeye gittim. Ancak kasiyer bana sadece 1TL karşılığında şu yukarıda yakmakta olduğum CarrefourSA kartını satmayı teklif etti (neden mi yaktım okuyun okuyun). İndirim varsa yararlanabilecekmişim. Elbette, hemen kayıt formunu doldurdu ve kartımı aldım. Kart geçirildi ve oyun okutuldu: DIT! 75TL! "Neden?" diye sordum. Oyunun altında 41,90TL olduğu yazıyordu. " Etiketler karışmıştır, iptal etmemi istiyorsanız iptal edeyim ancak yetkilinin gelmesi için biraz bekleyeceksiniz!" dedi. Lili arabadan anneanne ve dedesi ile beni beklediği için vaktimin olmadığını düşünerek hemen diğer oyunlardan uygun olanını almaya gittim (kaybettiğim süre 15dk) ancak uygun fiyatlı oyunu tesbit etmek ne mümkün. Sadece 3 oyunun fiyatı bulunmaktaydı. Ben de bütün oyunları (8 adet) kucağıma alarak tekrar kasaya yöneldim. Yolda müşteri hizmetlerinin önünden geçerken şikayet formu sordum, "Dış taraftalar hanımefendi kendiniz alacaksınız!" dedi yetkili bıyık altından elimdeki oyunlara gülerek. (Ha bir de komik duruma düştüm onların sorumsuzluğu yüzünden öyle mi? Yoksa bu bir sorumsuzluk değil de onların pazarlama politikası mıydı? Pek tabi, müşteri kasada büyük alışverişinden sonra o kasadaki dıtları umursamayacak ve toplu ödemeyi yaptıktan sonra 42 TL diye aldığı oyuna 75TL ödediğini bilmeyerek güzel kazanç elde edilir. Bunlar pazarlama dersinde öğrendiğim ahlaksız pazarlama yöntemlerindendi. Geçen dönem yüksek lisans derslerimde okumuştum ki uygulamada çok market bunu yapıyordu zaten biliyordum.) Oyunları kasada okutup, orada seçip ödedikten sonra paketletmeye gittim. Gördüm ki biraz önce sorduğum şikayet formlarının kutusunda bir tane bile yok. (Bu da bir tür şikayet atlatma politikası olsa gerek. ) Yetkiliye paketleme yaptırılırken "Şikayet formu yok orada, dalga mı geçiyorsunuz?" diye sordum. "Bitmiş hanımefendi, ben yetkiliye bildireyim, biraz bekleyin!" Bu biraz tam 35dk sürdü. Ödemelerle vs orada 60dk kaybettim. Sonunda yetkili pek kibar geldi; "Şikayet formlarımız bitmiş size A4 kağıdı vermemde bir sakınca var mı?" diye sordu bana. Yok artık o sinirle ve çocuğumun arabadaki halini düşünürken onları şikayet edecek gücüm bile kalmadı. Tam 1 saat sadece bir oyunu alabilmek için uğraştım ve oradaki terbiyeden yoksun sorumluların(!) bıyık altı gülüşlerine maruz kaldım. Bir daha oraya ayak basmam ya, yine de bir iki satır karalayıp sorunu bildirdim ancak şunu da sizlere yazmadan edemeyeceğim. Yetkili geldiğinde etiketleri her sabah yerlerine koyduklarını ancak onları sabah gelen müşterilerin (evet yanlış okumadınız müşterilerin) çıkarıp yırttıklarını söyledi. Hee belki de müşteriler onları çıkarıp, sonra başka etiketleri çoğaltıp her oyunun altına aynı etiketi koyuyorlardır. Hm hm, çok inandırıcıydı! Yine de bir o kadar alçakça! Bir kere o etiketleri aynı karton kartı bulup nerede bastıracaklar o müşteriler yahuuuu! Bu nasıl bir yalan? Nasıl bir terbiyesizlik? Nasıl bir suçlama?
Girdiyseniz CarrefourSA'nın sitesine verdiğim linkte şirketin değerleri sıralanmış görürsünüz. Bu değerler şirket çalışanlarının mirasıymış.
1. Saygı = hangi saygı anlamadım, bıyık altından gülmek saygı mıydı, ya vaktimi çalmak? Ya çocuğumun 1 saat arabada ağlaması ve sıcaktan bunalması? Saygı mı bu?
2. Doğruluk = Güleyim mi - ağlayayım mı? 10 tane oyuna 3 oyunun fiyatını yaz, kasada kazıkla sonra da doğruluktan bahset. Hangi doğruluk?
3. Dayanışma = Hep beraber halime güldüler. Dayanışmayı çok iyi biliyorlar. Afferim holdinge, müşterisini küçük düşürmeyi dayanışma kuralları çerçevesinde öğretmiş çalışanına. Bravo, alkışlıyorum!
4. İlerleme = Hangi yöne? Nereye ilerleyebilirsiniz ki müşteriniz olmadığı sürece! Yaktım o kartlarınızı yaktım!
5. Özgürlük= Orada gördüğüm özgürlük değil tamamen terbiyesizlikti. Ayıp ayıp!
6. Sorumluluk = Pes doğrusu hala bu kelimeyi ağzınıza alabiliyorsunuz demek!
7. Paylaşma= Paylaşın haksız kazancınızı. Dolandırın yanlış etiketlemeyle milleti paylaşın! Müşteri de enayiydi ya gidip gidip kendini ..... tööövbe töövbeee!!!

Yaa işte böyle, balık baştan kokar derlerdi eskiden. Sabancı öldüüü, mertlik bozuldu SA'larda demek ki! Ailesinden biri okuyorsa hemen söyleyeyim. Ben sizin yerinizde olsam bu büyük adamın mirasına saygımdan çekerdim eşovmanları gider bir CarrefourSA'ya sıradan müşteri gibi bir alışveriş yapmayı denerdim. Bakalım reklamlarınızdaki kadar keyifli mi alışveriş? Yok eğer bu politikayı siz öngörüp uygulatıyorsanız YAZIK ! O zaman daha yanan çok CarrefourSA kartı göreceksiniz.
Bir daha ASLA Carrefour SA - ASLA!!!

8 Tem 2010

Çala Çala Bitiremediler!


Bloğumun yazılarını sağda solda çalındığını hep görüyordum. Aslında blog yazmaya başlarken bunun mutlaka başıma geleceğini de biliyordum. Yine de kızıma bir hatıra defteri bırakmak için bu bloğu yazmaya karar verdim. Belki bir gün annesinden uzakta kalırsa onun yaptığı yemekleri ya da bulduğu pratik fikirleri kolayca bulabileceği bir yer olsun istedim, hayatta zorlanmasın ve yokluğuma çok üzülmesin istedim. Hatta belki başkaları da faydalanır diye defterimi herkese açtım. Belli ki değer verip yanımda duran da çok. Yorumlarımda görüyorum, onlar beni en mutlu eden şeyler blog yazarlığında.
Bu günlerde bu hırsızlıklar öyle bir hal aldı ki okuyucularım bile bana "yazılarını şurada gördük, burada yayınlamışlar link vermeden" diye bildirmeye de başladı. Öyle bir site var ki sadece benim değil bir çok blog yazarının yazılarını çalmakla yetinmemiş yazılarımızın içindeki linleri bile yine bizden çaldığı kendi yazıların kendi sitesindeki URL'lara yönlendirmiş. PES!
Kendilerine kibarca yazılarmı kaldırmalarını söyledim ama henüz cevap yok! Olmasa bile bu yazıları Google spam'a bildirdim ve genelde bu sonuç veriyor. Sizler de çalınan yazılarınızı bu şekilde bildirebilirsiniz.
Dün akşam bir araştırma yaptım ve konuya ilişkin neredeyse bütün blogcuların yazılarını okudum. Bu linkten girerek aklıma en yatan sonuca ulaştım. Bahsedilen sistemi bir gündür bloğumda bulunduruyorum ve sonucunu henüz sizlere yazamıyorum ancak işe yarayacağına inanıyorum. http://www.embedanything.com/ u ziyaret ederek sizler de bloğunuza bunu kolaylıkla kurabilir ve en azından yazılarınızı çalacak olanların yazılarınızı kısmen yayınladıktan sonra sitenize yönlendirebilirsiniz. Yine de henüz bu tip bir sonuca ulaşamadım ama dileyen blogcu arkadaşım benden yazı kopyalayıp yayınlayabilir ve bunu yaptığını bana bildirerek sonucu hep beraber görmemize yardımcı olabilir. Sonra isterse elbette yazıyı kaldırır. Sadece deneyip hep beraber bu hırsızlıklardan kendimizi ne kadar koruyabiliriz, görmeliyiz.
Konuya ilişkin mutsuzluğumdan dolayı bu gün sizlere zevkli bir post yayınlayamıyorum. Umarım bu tip haksız davranışlarda bulunanlar yaptıklarının aslında kanunen bile yasak olduğunun bilincine varırlar. Cezaları hakkında çok detaylı yazı burada: http://www.samildemir.av.tr
Bilmem anlatabildim mi!

14 Ara 2009

Teşekkürler...

Yorumlar çoğaldı ve yetişmek mümkün olmadı (elvedamda). Aslında önce yoruma bile kapattım yazımı. Çünkü daha neler diyecekler diye düşündüm ama sonradan bir okuyucum bana başka bir yere yorum bırakarak ulaşmaya çalıştı ve açtım.
Düşüncelerimi toparlayıp iki lafı üst üste koyamıyorum, düşünmekten kilitlendim besbelli. Aslında önceden böye elveda yazıp blog yazmaktan ayrılamayan ya da ayrılabilen kişilere gülüyordum. Kolay birşey sanıyordum bunu ama zor olan kapatmak değil, bloğunu sevenlere hesap vermekmiş. Zor olan emeklerini silip atanlara uyup senin de silmen değil de onlardan faydalanmak isteyenleri kırmakmış. Bu duruma düşürüldüğüme inanamıyorum!
Doğru olan ne olur bilmiyorum böyle kaba yorumları silip yok saymak belki en doğrusu. Belki de artık bloğuma yorum mu bırakılmamalı, genel olarak mı kaldırsam yorumları. Diyorsunuz ki "devam et", peki edelim ama bunu sürekli çekeceksek elbet bir gün ben değil en orjinalini bile bezdirecekler (ben çakmayım ya:) .
Sanırım bu tip yorumları yayınlamayarak yola devam edicem çünkü başka türlüsünü kaldırabileceğimi samıyorum. Vaktinizi aldığım için kocaman özürler. Yanımda olduğunuz için ve destek olduğunuz için de sonsuz teşekkürler.

29 Ağu 2009

BG radio günüm

Hafta içi yoğunluktan açılamayan radyomu her cumartesi sabahı dinleyip keyifli keyifli ütü yapıyorum. Bu da öyle keyifli bir bg radio sabahı işte. Birden aklıma bunu yazmak geldi çünkü blog camiasında da benim gibi BG'liler var. Belki BG'ceyi unutmamak, belki oradan haberler almak, belki oradan yeni şarkılar dinlemek ya da hafta sonu yapılan retro- nostalji programları ile eskilere dönmek isteyenler için linki paylaşıyorum. Bu gün cumartesi - yarın pazar, tepe tepe tıklayın çünkü hafta arası sağlıklı bağlantı kurup dinlemek namümkün. Dinlemek için sayfanın sağ üst kısmında kulaklıklı turuncu sevimli surata tıklamanız yeterli:)
BG müziğin yeni klipleri ise bu sayfada. Kliplerde görüntü ve sesin net olmadığını baştan uyarayım. En sevdiğim yeni şarkı ise taptığım o Latino-caz müziğin esas hatlarını taşıyan Тумбаито (Tumbayto) grubuna ait - "Тъмнокосо момиче" (Koyu Saçlı Kız) isimli şarkı. Latino severler bayılacak, çünkü bilgisayar başında otururken bile ayaklarım latino adımları atmaya başladı. Gerçek enstrumanlarla alt yapısı hazırlanmış bu zamanda bulunması zor bir değer. Malum artık elektronik her yanımızı sardı. "Ben zaten elektronik müziği çok severim." diyorsanız size tavsiyem Галя - "3 минути до шоу" - Galya ve yeni klibi Show'a 3 dk. Karizma grubunun kız parçası Galya kendi ayaklarının üstünde durmaya başlamış anlaşılan. Demek ki çok olmuş dinlemeyeli ben devam ediyorum siz keyfinize bakın....

20 Mar 2009

Seçim -Ses ve Gürültü - Kirliliği

Bu bloğu yazmaya başlarken sorunlarımdan burada hiç bahsetmeyceğime söz vermiştim kendi kendime ve şimdiye dek başarmıştım da ancak canıma tak edince bazı şeyleri artık bir yerlere dökesim var.

O kadar demokratik bir toplumda yaşıyoruz kiiii....! Başta demokrasiyi ve toplumca haklarımızı koruması gereken kişiler nasıl oluyorsa işte öylece, bizden izin almadan en doğal hakkımızı, kendi evimizde huzurlu yaşama hakkımızı alıyorlar elimizden. Biz de; durun, rahatsız oluyoruz, yapmayın, istemiyoruz diyemiyoruz her nedense. Diyemiyoruz çünkü kimi kime şikayet edeceğimizi bilmiyoruz da işte böyle internetten de olsa birbirimize dert yanıyoruz.
Seçim olucak diye efendim, millet aç ve krizde ekmek parası denkleştiremezken, kuşe kağıtlara (ve bir sürü paralar verilerek) basılan reklam broşurleri - kitapçıklar dağıtılıyor. Yetmiyor daha da çok para dökülüyor ve bayraklar yaptırılıyor bu da yetmez gibi şehrin en güzel meydanları (gözümüze sokar gibi) görüntüsü çöplüğe benzemek pahasına o bayraklarla sözüm ona SÜSLENİYOR(!). Derken bütün bu çirkinlikten kaçıp evinize saklanıyorsunuz ama yoook rahat yok, beyler seçilme derdinde, koltuk peşinde diye kendilerine, en sevdiğiniz besteyi katlettirip üstüne söz yazdırıp söyletiyorlar bir müzisyene ve doldurup minibüslerin otobüslerin depolarını o milletin alamadığı benzinle - mazotla, geçiyorlar evinizin önünden son sesle ve ağııır ağır siz evde minicik bebeğinizi uyuturken ve onu da vatandaşlık haklarından mahrum ediyorlar.
Şimdi, bitmedi sözüm ama sabaha kadar yazıp daha çok kızmak istemiyorum çünkü seçimin sonuna kadar bu haksızlığa katlanmam gereken nice 24 saatler var.
Sadece şunu eklemek istiyorum, bizler anneler ve kadınlar evde bile otursak yok geri dönüşümdü, örgüydü, tığdı ailemize maddi destekte bulunmaya çalışırken neden bu kadar reklam masrafı, nasıl bu denli kirletiliyor hayatımız, yok mu bunları konuşmaya hakkımız. Sadece meraktan soruyorum, acaba ne zaman gerçek demokrasiyi sindire sindire yaşayıp huzura kavuşacağız. Ne zaman bizlerin de haklarına saygı duyulacak.
Sıradan olmak bu kadar zor olmamalı! Bu ülkede sadece belirli yerlerde olanlar HAKlı gibi. Ben ünlenmek yada yüksek bir kariyer istemiyorum, vazgeçtim bunlardan bir kadın olduğum için. Bana sadece huzurumu verin bari.

28 Eki 2008

Ayıp Ettiniz - Çok Üzdünüz


Yasak çıktı, Bloglar kapandı, vazgeçtiler, açıldı. Fikrimin şu kadarını yazmak istiyorum.
Yine çok kırdınız. Elbette herkesin gönlünü yapmanız imkansız ama DEMOKRASİ diyorsak biraz dikkatli olmalıyız. Evden başlar demokrasi. Kızınızı kırmamak için oğlunuza ceza verdiniz mi? Peki ya ne yaptınız cuma günü, böyle birşeydi işte. Hadi bize yaptınız, özür mözür dilemeseniz de olur, tanışmıyoruz nasıl olsa, biz kimiz efendim. Bari eve gidince (kulağınıza küpe olsun), evlatlarınızı kaybetmemek ve zor günlerde yanınızda olmaları için demokratik olmaya çalışın. Siz anladınız mecazımı, zira benden kat kat fazla okumuş mektep bitirmişsinizdir.