14 Tem 2015

Nude Deri Etek ve Özel Şeyler


Şu anda ufak bir tatil için valiz hazırlamam gerekli ama son bir yazı yazmadan gitmek istemedim. Uzun zamandır hayalini kurduğum bir adaya gidiyoruz. Yaklaşık beş yıl önceydi orasının hayalini kurmaya başlayalı. O adada geçen hikayesini yazan sekiz yaşındaki bir çocuğun günlüğü yani kitabı beni çok etkilemişti. Bu yıl o minik adamın yaşadığı evi göreceğime hala inanamıyorum. Çok heyecanlıyım. Bu haftanın başında ancak inanmaya başladım gerçekten oraya gideceğime ve yarın yola çıkıyoruz. Orada yazı yazmaya vakit bulamazsam diye de son bir yazı bırakmak istedim buraya.



Beyaz deri eteğimi hatırlarsınız. Bu eteği onunla birlikte dikmiştim. Ancak nedense bu etek bana daha özel gelmişti aslında model, beyazı ile aynı olsa da beynim böyle bir karar almıştı. Sanırım çok beğendiğimiz kıyafetlere bunu yapıyoruz. Sen özelsin deyip onu daha özel günlerde giymeye programlı yetiştirilmişiz. Ben de kızımın yelken yarışlarında ilk kupa aldığı gün bu eteği giymiştim. Şimdi yazmadan önce ne yazacağımı düşünürken birden uyanmaya başladım. Bu nasıl bir zihniyet ki aynı fiyata mal ettiğim, aynı emeği döktüğüm, dikmek için aynı zamanı sarf ettiğim iki parça kıyafetten biri daha önemli olmuş oluyor. Kim öğretti ki bunu bana? Annem tabi ki! Oysa özel günü şimdi yaşadığım andan daha özel yapan ne ki? Şimdiki an en önemli ansa (çünkü şimdi yaşıyorum) neden daha önemli olduğunu düşündüğüm bir anı beklemeliyim ve o anın geleceğinin garanti belgesini bana veren hiç kimse yokken neyin kafası bu gene? Size de garip gelmiyor mu? Bilinç altımız çok tuhaf bir şekilde günlük hayatımızı programlıyor, sınıflıyor ve fark etmeden bağnaz kurallarla yaşıyoruz. En azından ben pek bi etkisi altındayım bu ilginç hapis fikirlerin. Buldukça da kendimi yeniden formatlamaya çalışıyorum. 


Buna ne denir biliyor musunuz? Yani bu, yaptığım şey, özel günü beklemek, sevdiğin bir parça eşyayı giymek için. Bu, şu anda bence tam olarak kısıtlı kaynak inancı demek. Evet, evet bu işte! Güzel yaşamamız için gereken kaynaklarımızın kısıtlı olduğuna inandırılıp varlık içinde yokluğu çekmeye programlı yetiştiriliyoruz. Sonrasında çekim yasası bilinç altındaki bu kodlarla bizi sürekli daha da çok kısıtlı imkanlarla yaşamaya itiyor ve en sonunda kendi kendimize ispatlamış oluyoruz. Gördün mü bak, para kolay kazanılmaz ki sen bu ayakkabıyı ya da eteği her zaman giyesin! Nasıl yani ya, hiç fark bile etmeden kendimize yokluğu çekmeyi öğreten bir toplumda yaşıyoruz. Annemiz, ananemiz, komşumuz arkadaşımız herkes bu bilinçle. Bu toplumsal düşünce hisse dönüştüğünde yokluk içinde yaşayan bir toplum çıkıyor ortaya ve çocuklarımız da bu etki altında büyüyor. Nasıl yani? Bu bilinç altını kesinlikle yeniden programlamalı!


Aklıma hemen eski müdürüm geldi. Bir iş arkadaşımla fazladan çalışıp merkez firmadan adımıza yatırılan dolgunca bir ücreti bize vermemişti. Hep kızıyordum ona hakkımı yedi diye. Oysa şimdi bunları düşününce anladım. Kendisinin bunu kazanamayacağına inanmış, sadece bizden alırsa onun olacağına inanmış olmalı bilinç altı yani kısıtlı kaynak inancına takılmış olmalı. Dolayısı ile gördüğünüz gibi bu kısıtlı kaynak inancı bizi kötü insanlar olmaya, hırsız olmaya, hak yemeye itiyor. Bizi insan olmaktan çıkarıyor adeta çünkü bu ve daha bir çok haksızlığa tahammül etmemeye karar vererek işimi bırakmıştım. Sonuç çok adaletsiz gibi görünse de aslında ilahi adalet ciddi anlamda çalışıyor. Kendisine neler oldu hiç bahsetmeyeceğim çünkü hala olmaya devam ediyor. Sadece onu ilk defa anlayabildim ve empati kurabildim. Bunun için mutluyum. Şükürler olsun ki bu bilinçle yaşamaya devam edersem sonu ne kadar kötü olabilir onu gördüm. Bazen yapılan en büyük kötülükle sandığınızdan çok daha büyük dersler içeriyor ve siz sadece hazır olduğunuzda o dersi içselleştirebiliyorsunuz. Olayın üstünden yıllar geçti ve ben şimdi onu anladım ve gerçekten affettim. Çünkü affetmek çok önemli biliyorum. Kendi hislerimi özgürleştirmem ve sonsuz kaynağı hissetmem için önemli.
İyi ki bu yazıyı yazmaya karar vermişim. Şimdi çok güzel bir tatilde farklı bir ülkenin farklı enerjisini içselleştirip daha da farklı bir BEN'in keyfini sürebilirim. Üstelik evrensel adalet dediğimiz şeyin de tadını çıkarmalıyız. Hayallerime kavuşuyorum daha ne isteyebilirim. Şükürler olsun!


5 yorum :

Müge Ç. dedi ki...

kitap gökçeadada gecıyordu sanırım eğer aynı kitapsa bahsettiğiniz. şimdiden iyi tatiller dilerim.
eteğiniz bir tık daha mı kısa olmalıydı acaba..yine de çok sık. iyi günlerde kullanın.
sevgiler.

Suzy Lilibebek dedi ki...

Müge Ç. Yok aynı kitap değil, yabancı bi kitapti. Gider gitmez paylaşacağım. Hele Bi ayak ba sayım :)

Ebru Bayrak dedi ki...

Çekim yasası konusuna tamamen katılıyorum, seyahat yazısını da merakla bekliyorum...

biç ki dikesin dedi ki...

Ne güzel yazmışsın yine! Çok sevdim. Eteği de. Çanta da siyah fermuarlı olmuş! Iyi yolculuklar :)

beijaa vintage dedi ki...

Eteğe bayıldım,çok yakışmış. gittiğin yeri çok merak ettim bu arada :)